Açılışa Özel %30 İndirim Tüm Materyallerde
Konu Anlatımı · Genel İngilizce · Gramer

Past Habits (used to / would)Geçmiş Alışkanlık (would / used to)

Türkçedeki "-erdi" geçmiş alışkanlık anlamına yakındır; used to (durum+eylem) ile would (yalnızca tekrarlı eylem) farkı önemlidir.

Geçmişte düzenli olarak yaptığımız ama artık yapmadığımız alışkanlıkları ve geçmişte doğru olan ama artık geçerli olmayan durumları anlatmanın iki temel yolu vardır: used to ve would. Used to hem tekrarlı eylemler (I used to smoke) hem de sürekli durumlar (I used to live in Ankara) için kullanılır. Would ise yalnızca tekrarlı eylemler için kullanılır, durumlar için kullanılamaz. Türkçedeki geniş zamanın hikâyesi ("-erdi": giderdi, oynardı) bu iki yapıya çok yakındır. Konu, geçmiş zamanı (Geçmiş Zaman) ve geniş zamanı (Geniş Zaman) sağlam bilen öğrenci için doğal bir devamdır.

A2B1B2C1past habitsused towouldgeçmiş alışkanlıkmodallartekrarlı eylemgeçmiş durum~22 dk
A2"used to + fiil" ile geçmişteki bitmiş alışkanlığı söyle: I used to play football. (Eskiden futbol oynardım — ama artık oynamıyorum.)
B1"would + fiil" ile tekrarlı geçmiş eylemleri anlat ve olumsuz/soru biçimlerini (didn't use to / Did you use to...?) doğru kur.
B2used to ile would arasındaki kritik farkı yönet: durum fiilleri (be, have, live, like) yalnızca used to alır; would almaz.
C1Anlatı stilinde would ile nostaljik, edebi bir ton yakala; used to be used to (alışkın olmak) karışıklığını ayrıştır ve register farklarını sez.
Hızlı Başvuru
İşlevFormülÖrnekNot
Geçmiş alışkanlık (eylem)used to / would + yalın fiilWe used to / would walk to school.
Okula yürürdük.
İkisi de tekrarlı eylemde çalışır.
Geçmiş durumused to + yalın fiil (would OLMAZ)I used to have long hair.
Eskiden uzun saçlarım vardı.
Durum fiilinde would kullanılmaz.
Olumsuzdidn't use to + yalın fiilI didn't use to like coffee.
Eskiden kahveyi sevmezdim.
"used" değil, "use" (d düşer).
SoruDid + özne + use to + yalın fiil?Did you use to smoke?
Eskiden sigara içer miydin?
Yardımcı fiil did, ana fiil use to.

Bu yapı, geçmişte düzenli olarak yaşanan ama bugün artık geçerli olmayan bir gerçekliği anlatmamızı sağlar. Yani bir alışkanlık ya da durum vardı; şimdi ise yok. İngilizce bu "eskiden öyleydi, artık değil" fikrini iki ana araçla ifade eder: used to ve would.

Neden ayrı bir yapı var? Çünkü sıradan geçmiş zaman (I played) sadece "o an oldu" der; olayın tekrarlandığını ve artık bitmiş bir dönem olduğunu vurgulamaz. "I used to play" dediğinizde dinleyici hemen "düzenli bir alışkanlıktı ve şimdi yok" mesajını alır. Bu, tek bir kelimeyle koca bir hayat dönemini çerçeveler.

Türkçedeki karşılığı

Türkçede bu anlamı çok net bir ekle veririz: geniş zamanın hikâyesi, yani "-erdi / -ardı" eki. Giderdi, oynardı, otururduk, içmezdim. Bir Türk öğrenci için bu büyük bir avantajdır — çünkü "used to" ve "would" tam olarak bu "-erdi" hissini taşır.

We used to live by the sea.
Deniz kenarında otururduk.
"-urduk" eki = used to.
Every summer, my grandfather would tell us stories.
Her yaz, büyükbabam bize hikâyeler anlatırdı.
Tekrarlı eylem → would kullanılabilir.
I used to be scared of the dark, but not anymore.
Eskiden karanlıktan korkardım ama artık değil.
used to be = geçmiş durum; "artık değil" iması yapıya gömülü.
On Fridays, my colleagues and I would grab a coffee before the meeting.
Cumaları iş arkadaşlarımla toplantı öncesi bir kahve içerdik.
İş bağlamı; tekrarlı eylem → would da olur.

Neden zor gelir?

Zorluk üç noktada toplanır: (1) "used to" ile "would" her yerde aynı değildir — durumlarda would kullanılmaz. (2) Olumsuz ve soruda "used" kelimesindeki d harfi düşer (didn't use to). (3) "used to" ile "be used to" (bir şeye alışkın olmak) tamamen farklı iki yapıdır ama birbirine çok benzer. Bu üç tuzağı bu derste tek tek açacağız.

Akılda Tutma: geniş kapı / dar kapı
İki yapıyı tek görüntüyle ayırın: used to = geniş kapı (hem hareketler hem duran/olan şeyler geçer), would = dar kapı (yalnızca hareketler geçer). Bir cümle kurarken kendine sor: "Bu bir hareket mi, yoksa bir hâl/varlık mı?" Hareketse (yürümek, oynamak, aramak) her iki kapı da açık. Hâlse (olmak, sahip olmak, sevmek, bilmek) yalnızca geniş kapı — yani sadece used to. Kısa formül: would sadece fiili sever, hâli sevmez.
  • used to + yalın fiil = geçmişteki bitmiş alışkanlık veya durum: I used to smoke.
  • would + yalın fiil = geçmişteki tekrarlı eylem (yalnızca eylem!): He would call every Sunday.
  • Her ikisi de "eskiden öyleydi, artık değil" anlamı taşır.
  • Durumlar (be, have, like, live, know) için yalnızca used to kullanılır; would kullanılmaz.
  • Olumsuz: didn't use to — dikkat, "use" (d yok): I didn't use to like it.
  • Soru: Did you use to...? — yine "use to": Did you use to play chess?
  • Türkçe karşılığı "-erdi / -ardı" ekidir (giderdi, oynardık).
  • "used to" (alışkanlık) ile "be used to" (bir şeye alışkın olmak) karıştırılmamalı.
  • Şu anki alışkanlıklar için bu yapı kullanılmaz; onlar için geniş zaman gerekir.
  • would nostaljik/edebi anlatıda, used to nötr ve günlük dilde daha yaygındır.
  • Tek seferlik geçmiş olayda kullanılmaz; onun için geçmiş zaman gerekir (I broke my leg — I used to break DEĞİL).
  • would'u güvenli kullanmak için genelde bir zaman çerçevesi ekle (every summer, back then); yoksa would başka anlamlara kayar.
past habitgeçmiş alışkanlık
Geçmişte düzenli tekrarlanan, artık yapılmayan davranış.
Going for a run before work was a past habit of mine. İşten önce koşuya çıkmak eski bir alışkanlığımdı.
past stategeçmiş durum
Geçmişte belli bir süre boyunca doğru olan, eylem değil hâl bildiren gerçek.
Living in a village was a past state. Bir köyde yaşamak bir geçmiş durumdu.
base form / bare infinitiveyalın fiil
Fiilin çekimsiz, "to"-suz hâli. used to ve would'dan sonra bu gelir.
used to WORK, would GO. used to work, would go.
repeated actiontekrarlı eylem
Bir kereye mahsus değil, düzenli aralıklarla yapılan devinim. would'un çalıştığı tek zemin.
She would sing every morning. Her sabah şarkı söylerdi.
discontinuedartık geçerli olmayan
Alışkanlığın/durumun bugün sona ermiş olması. Bu yapının kalbindeki fikir.
I used to smoke, but I quit. Eskiden içerdim ama bıraktım.
state verbdurum fiili
Eylem değil hâl/algı bildiren fiil (be, have, like, know, believe). would ile kullanılmaz.
I used to KNOW him. Onu eskiden tanırdım.
be used to (+ -ing / noun)bir şeye alışkın olmak
Geçmiş alışkanlık DEĞİL; şu an bir şeye alışmış/zorlanmıyor olmak. "used to + fiil" ile karıştırılır.
I am used to waking up early. Erken kalkmaya alışkınım.

Olumlu cümle

Formül: özne + used to / would + yalın fiil. "used to" özneye göre değişmez; "I / you / he / they" fark etmez, hep aynıdır. Aynı şekilde "would" da tüm öznelerde aynıdır.

I used to walk to school.
Okula yürürdüm.
used to + walk (yalın).
She used to have a cat.
Eskiden bir kedisi vardı.
Durum fiili have → yalnızca used to.
On Fridays, we would order pizza.
Cumaları pizza söylerdik.
Tekrarlı eylem → would uygun.

Olumsuz cümle

Formül: özne + didn't use to + yalın fiil. En sık hata burada: yardımcı fiil "did" zaten geçmişi taşıdığı için ana kısım "use to" olur, "used to" değil. "would" için olumsuz "wouldn't" mümkündür ama günlük dilde alışkanlık olumsuzunda "didn't use to" tercih edilir.

I didn't use to like olives.
Eskiden zeytin sevmezdim.
didn't + use to (d düştü).
He didn't use to work here.
Eskiden burada çalışmazdı.
did geçmişi taşır, use to yalın kalır.
We didn't use to have a car; we walked everywhere.
Eskiden arabamız yoktu; her yere yürürdük.
didn't + use to; durum (have) olumsuzu.
Yanlış I didn't used to smoke.
Doğru I didn't use to smoke.
Eskiden sigara içmezdim.
"did" zaten geçmiş kipini taşır; "used" tekrar -d almaz, "use to" olur.

Soru cümlesi

Formül: Did + özne + use to + yalın fiil? Yine "did" öne gelir, ana kısım "use to" olur.

Did you use to play an instrument?
Eskiden bir enstrüman çalar mıydın?
Did + you + use to + play.
Where did they use to live?
Eskiden nerede yaşarlardı?
Soru kelimesi + did + use to.
Didn't you use to work at the bank?
Sen eskiden bankada çalışmıyor muydun?
Olumsuz soru: geçmişi hatırlatma tonu.
Kısa cevaplar
SoruOlumlu kısa cevapOlumsuz kısa cevap
Did you use to smoke?Yes, I did.No, I didn't.
Did she use to live here?Yes, she did.No, she didn't.
Püf Noktası: 'did' gelince '-d' gider
Olumsuz ve soruda tek bir refleks yeter: "did" sahneye çıkınca geçmiş yükünü o taşır, dolayısıyla 'used' yorulup '-d'sini bırakır → use to. Kafiye gibi hatırla: "did varsa, d düşer." Olumlu cümlede did yoktur, bu yüzden -d yerinde kalır: used to.
Yanlış Did she used to work here?
Doğru Did she use to work here?
Eskiden burada mı çalışırdı?
Soruda "did" geçmişi taşır; ana kısım "use to" olur, fazladan -d hatalıdır.

1) Geçmişteki bitmiş alışkanlıklar (en yaygın)

Geçmişte düzenli yaptığımız ama artık yapmadığımız eylemler. Hem used to hem would çalışır.

I used to go / would go running every morning.
Her sabah koşuya çıkardım.
Tekrarlı eylem: iki yapı da olur.
We used to meet at that café after class.
Dersten sonra o kafede buluşurduk.
Düzenli buluşma alışkanlığı.
After dinner, we used to / would take a short walk around the block.
Akşam yemeğinden sonra mahallede kısa bir yürüyüş yapardık.
Günlük rutin; tekrarlı eylem, iki yapı da geçerli.

2) Geçmişteki durumlar / kalıcı gerçekler (yalnızca used to)

Bir dönem doğru olan hâller: yaşadığın yer, sahip olduğun şey, hislerin. Burada would kullanılmaz.

There used to be a cinema on this street.
Bu sokakta eskiden bir sinema vardı.
be = durum → yalnızca used to.
I used to believe in ghosts.
Eskiden hayaletlere inanırdım.
believe = durum fiili.
I used to know all the neighbours by name.
Eskiden bütün komşuları isimleriyle tanırdım.
know = durum fiili → yalnızca used to.

3) Geçmişte doğru olan ama şimdi değişen özellikler

İnsanların ya da yerlerin değişimini anlatmakta güçlüdür: eski hâl ile şimdiki hâl arasındaki zıtlık kendiliğinden hissedilir.

He used to be really shy, but now he's very confident.
Eskiden çok utangaçtı ama şimdi çok özgüvenli.
Zıtlık: geçmiş durum vs. şimdi.
This town used to be much quieter.
Bu kasaba eskiden çok daha sessizdi.
Yerin değişimi.
The park used to be nothing but an empty field.
Bu park eskiden boş bir tarladan başka bir şey değildi.
Yerin değişimi; be = durum.

4) Anlatı / nostalji tonu (özellikle would)

Hikâye anlatırken, çocukluk anılarını canlandırırken "would" edebi ve duygusal bir hava katar. Genellikle bir zaman ifadesiyle (every summer, back then) desteklenir.

Every summer, we would drive to the coast and stay for a week.
Her yaz sahile gider, bir hafta kalırdık.
Nostaljik anlatı; would akıcı.
My mother would always leave a light on for me.
Annem benim için hep bir ışık yanık bırakırdı.
Duygusal, tekrarlı anı.
On rainy days, Grandpa would sit by the fire and read us poems.
Yağmurlu günlerde dede ateşin başına oturur, bize şiir okurdu.
Nostaljik sahne; would anıyı canlandırır.
Püf Noktası: durum fiili listesi = 'would DUR' tabelası
Şu fiilleri gördüğünde beynin otomatik "would'a DUR" desin: be, have (sahiplik), like, love, hate, want, know, believe, understand, own, live, need, seem. Bunlar hâl/algı bildirir, hareket değil; dolayısıyla yalnızca used to alırlar. Kısa ezber: "BE-HAVE-LIKE-KNOW → would YOK." Ayrıntı için durum fiilleri konusuna bak.

5) Geçmişte tekrarlanan tercih ve davranış kalıpları

İnsanların karakterini, tipik davranışını çizmek için de kullanılır: birinin "hep yaptığı" ya da "asla yapmadığı" şeyler. Bu, özellikle never used to ve would always / would never kalıplarıyla güçlü bir karakter portresi verir; çünkü tekrar, kişiliğin bir çizgisi hâline gelir.

My uncle would always tell the same joke at every family dinner.
Amcam her aile yemeğinde hep aynı fıkrayı anlatırdı.
would always: tipik, tekrarlı davranış = karakter çizgisi.
She never used to complain, no matter how hard things got.
İşler ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın asla şikâyet etmezdi.
never used to: kişilik özelliğini keskin biçimde çizer.
He would never admit he was wrong, even when everyone knew it.
Herkes bilse bile hatalı olduğunu asla kabul etmezdi.
would never + eylem: tekrarlı davranış kalıbı.

Bu yapı sık sık geçmişteki bir dönemi işaret eden zaman ifadeleriyle birlikte gelir. Bunlar cümleyi "o zamanlar" çerçevesine oturtur.

İfadeAnlamÖrnek
when I was a child / youngçocukken / gençkenWhen I was a child, I used to collect stamps.
back then / in those dayso zamanlarBack then, we would play outside all day.
every summer / every Sundayher yaz / her pazarEvery Sunday, we would visit my grandmother.
as a kid / at that timeçocukluğumda / o dönemdeAs a kid, I used to be afraid of the dark.
years agoyıllar önceYears ago, there used to be a market here.
İpucu kelimeleri garanti değildir
Bu ifadeler sık görülse de zorunlu değildir. "I used to smoke" tek başına bir zaman ifadesi olmadan da tamamen doğrudur. Tersine, "every summer" gördüğünüz her cümle used to/would olmak zorunda değildir; bugün de sürüyorsa geniş zaman gerekir: Every summer we go to the coast. İpucu kelimesi bir yön verir, karar değildir.
Tips & Tricks: sınavda ipucu kelimesini böyle oku
Sınavda bir boşluğun yanında when I was a child / back then / years ago / at that time gibi bir işaret görürsen, %90 ihtimalle used to / would aranıyordur — present/gelecek şıklarını hızlıca ele. Ama tersi tuzağa dikkat: cümlede now / these days / currently varsa yapı BUGÜNE bakar; orada used to değil geniş zaman gerekir. Kısaca: "geçmiş çerçeve kelimesi → used to/would; şimdi kelimesi → present."

1) "Artık değil" iması. Her iki yapı da örtük biçimde "bu durum sona erdi" mesajı taşır. "I used to live in London" demek, "artık Londra'da yaşamıyorum" demektir. Bunu ayrıca söylemenize gerek yoktur; yapı bunu kendisi taşır.

She used to be a teacher.
Eskiden öğretmendi.
İma: artık öğretmen değil.

2) would'un tek başına belirsizliği. "would" birçok anlama gelir (şart cümlesi, rica, gelecekte geçmiş). Bu yüzden bir cümleye "would" ile başlarsanız, geçmiş alışkanlık olduğunu netleştirmek için genellikle bir zaman çerçevesi gerekir. "He would help" tek başına belirsizdir; "When we were kids, he would help" alışkanlıktır.

When money was tight, my father would work two jobs.
Para sıkıntısı olduğunda babam iki işte çalışırdı.
Zaman çerçevesi would'u alışkanlığa kilitler.

3) Vurgu farkı. used to daha çok "bu bir gerçekti" bilgisini verir; would ise sahneyi canlandırır, anıyı gözünüzde oynatır. Bu yüzden edebi metinlerde would tercih edilir.

4) Tek seferlik olayla kullanılamaz. Her iki yapı da tekrar gerektirir. "I used to break my leg in 2010" yanlıştır çünkü tek bir olaydır; orada geçmiş zaman gerekir: I broke my leg in 2010.

Compare: 'I used to see him often' (bilgi) vs 'We would meet at dawn and talk for hours' (sahne).
Karşılaştır: 'Onu sık görürdüm' (düz bilgi) — 'Şafakta buluşur, saatlerce konuşurduk' (canlanan sahne).
used to bildirir, would sahneler; edebi metinde would tercih edilir.
I used to break my leg — WRONG for a one-off; I broke my leg in 2010 — RIGHT.
Tek seferlik olayda used to olmaz; past simple gerekir.
Tekrar yoksa yapı çöker.
İleri nüans: would + tarih/tahmin karışması
"would" tek başına çok anlamlıdır: I would help bir şart cümlesinin ('yardım ederdim') parçası da olabilir, geçmiş alışkanlık da. Ayrım bağlamdan gelir: geçmiş bir zaman çerçevesi (when we were kids, every winter) varsa alışkanlık; bir koşul (if...) varsa şart kipidir. Yazarken, alışkanlık kastediyorsan çerçeveyi mutlaka koy ki okuyucu şart kipiyle karıştırmasın.

Türkçede geçmiş alışkanlığı tek bir ekle veririz: geniş zamanın hikâyesi "-erdi / -ardı". Giderdi, oynardık, içmezdim, sever miydin? İngilizcede ise bu tek ek, iki ayrı yapıya (used to / would) ve durum-eylem ayrımına bölünür. İşte Türkçe düşünen öğrencinin düştüğü tuzaklar:

  • Türkçede "vardı, otururdu, tanırdım" gibi durum ifadelerinde de aynı "-erdi" eki kullanılır; ama İngilizcede bunlarda would kullanılmaz, yalnızca used to olur.
  • Türkçede "used to" için ayrı bir yardımcı fiil yoktur; öğrenci "I was used to go" gibi araya fazladan bir yapı sıkıştırma eğilimine girer.
  • Türkçede olumsuzda ek değişmez ("içmezdim"); İngilizcede "did" gelince "used" → "use" olur, bu Türkçede karşılığı olmayan bir kural.
Yanlış I was used to live in Izmir.
Doğru I used to live in Izmir.
Eskiden İzmir'de yaşardım.
"was used to" bambaşka bir yapıdır (alışkın olmak). Geçmiş alışkanlık için sadece "used to + fiil".
Yanlış When I was a child, I would have a bike.
Doğru When I was a child, I used to have a bike.
Çocukken bir bisikletim vardı.
"have" burada sahiplik = durum. Durum fiillerinde would olmaz; Türkçedeki "vardı" seni yanıltmasın.
Yanlış Did you used to smoke?
Doğru Did you use to smoke?
Eskiden sigara içer miydin?
Türkçede olumsuz/soruda ek sabit kalır ("içer miydin"); İngilizcede did gelince use to olur, ekstra -d düşer.
Akılda Tutma: '-erdi' ekini ikiye böl
Türkçedeki tek "-erdi/-ardı" eki İngilizcede ikiye ayrılır. Çeviri yaparken kendine sor: Türkçe cümle bir HAREKET mi anlatıyor (giderdi, oynardı, ararak) yoksa bir HÂL/VARLIK mı (vardı, otururdu=yaşardı, tanırdım, severdi)? Hareketse → used to veya would. Hâlse → yalnızca used to. "Vardı / sahipti / severdi / bilirdi" gördüğünde would kapısı KAPALI.
Karıştırılan yapılar
YapıNe anlatır?ÖrnekFark
used to + fiilGeçmiş alışkanlık/durum, artık yokI used to swim.Bitmiş dönem; eylem + durum.
would + fiilGeçmiş tekrarlı eylemI would swim every day.Yalnızca eylem; durum olmaz.
Geçmiş ZamanGeçmişte olmuş tek/belirli olayI swam yesterday.Tekrar/dönem imasi yok.
Sürekli Geçmiş ZamanGeçmişte o an sürmekte olan eylemI was swimming at 6.Alışkanlık değil, anlık süreç.
be used to + -ingBir şeye alışkın olmak (hâl)I am used to swimming.Alışkanlık değil; alışmışlık.

Bu beş yapı öğrencilerin en çok birbirine karıştırdığı ailedir. Anahtar ayrım şudur: used to ve would geçmişte tekrarlanan bir düzeni anlatır; geçmiş zaman tek/belirli bir olayı, geçmiş sürekli zaman ise o anda sürmekte olan bir eylemi anlatır — bunların hiçbirinde 'düzenli tekrar' ve 'artık yok' iması yoktur. Bambaşka bir grupta duran be used to ise zaman değil bir durum bildirir: bir şeye alışkın olmak. Yani soru her zaman ikiye ayrılır: (1) tekrar mı, tek olay mı, an mı? (2) bir alışkanlık mı, yoksa alışkın-olma hâli mi?

En kritik karışıklık: used to vs. be used to
used to + yalın fiil = geçmişte yapardım (artık yapmıyorum). be used to + -ing / isim = bir şeye alışkınım (zorlanmıyorum). Karşılaştır: I used to drive (eskiden araba kullanırdım) vs. I am used to driving (araba kullanmaya alışkınım). İlki geçmiş alışkanlık, ikincisi şimdiki alışmışlıktır. Ayrıntı için geniş zamanla kurulan hâl anlatımına da bak.
Hızlı Ayrım: to'dan sonrasına bak
used to vs be used to ayrımının tek soruluk testi: "to"dan sonra ne geliyor?
to + YALIN FİİL → geçmiş alışkanlık: I used to drive = eskiden araba kullanırdım.
to + -ING / isim → alışkın olmak: I am used to driving = araba kullanmaya alışkınım.
Ek ipucu: başta bir be fiili (am/is/are/was/were) varsa yapı kesinlikle "alışkın olmak"tır. Kısa formül: be + used to + -ing = ALIŞKINIM; çıplak used to + fiil = YAPARDIM.
Yanlış I didn't used to like it.
Doğru I didn't use to like it.
Eskiden bunu sevmezdim.
"did" geçmişi taşıdığı için ana fiil yalınlaşır: used → use.
Yanlış Did you used to play tennis?
Doğru Did you use to play tennis?
Eskiden tenis oynar mıydın?
Soruda da did'ten sonra "use to" gelir, ekstra -d hatalıdır.
Yanlış I use to work here.
Doğru I used to work here.
Eskiden burada çalışırdım.
Olumlu cümlede yardımcı fiil yoktur; geçmiş anlamı "used" içindeki -d ile verilir.
Yanlış When I was young, I would be very shy.
Doğru When I was young, I used to be very shy.
Gençken çok utangaçtım.
"be" bir durum fiilidir; would durumlarda kullanılamaz, used to gerekir.
Yanlış I would have a dog when I was a child.
Doğru I used to have a dog when I was a child.
Çocukken bir köpeğim vardı.
"have" burada sahiplik = durum; would almaz, used to alır.
Yanlış I used to go to the gym yesterday.
Doğru I went to the gym yesterday.
Dün spor salonuna gittim.
"yesterday" tek bir olayı işaret eder; used to tekrar/dönem gerektirir, tek olayda past simple kullanılır.
Yanlış I am used to smoke, but I stopped.
Doğru I used to smoke, but I stopped.
Eskiden sigara içerdim ama bıraktım.
"am used to" alışkın olmak demektir; geçmiş alışkanlık için sade "used to + fiil" gerekir.
Yanlış She use to live in Paris.
Doğru She used to live in Paris.
Eskiden Paris'te yaşardı.
Olumlu cümlede -d düşmez; "used to" tam hâliyle kalır.
Yanlış We would knowing each other for years.
Doğru We used to know each other. / We knew each other for years.
Birbirimizi yıllarca tanıdık.
would'dan sonra yalın fiil gelir (-ing olmaz) ve "know" durum fiilidir; would ile uyumsuzdur.
Yanlış Did she used to be a nurse?
Doğru Did she use to be a nurse?
Eskiden hemşire miydi?
did + use to; soruda -d hatalıdır. (be durum olsa da soru yapısında used to sorulur.)
Yanlış I am used to play tennis when I was young.
Doğru I used to play tennis when I was young.
Gençken tenis oynardım.
"am used to" (alışkınım) geçmiş alışkanlık değildir; ayrıca -ing ister. Geçmiş alışkanlık için sade "used to + yalın fiil" gerekir.

1) Şimdiki alışkanlık yoktur. "used to" yalnızca geçmiştir. Şu an sürekli yaptığınız bir şey için "I am used to do" yazamazsınız — orada ya geniş zaman (I usually do) ya da "be used to + -ing" (alışkınım) gerekir. "usually" ile "used to" farklı kelimelerdir.

Yanlış I used to drink coffee every morning (bugün de içiyorum).
Doğru I usually drink coffee every morning.
Genelde her sabah kahve içerim.
Alışkanlık hâlâ sürüyorsa used to değil, geniş zaman + usually gerekir.

2) Sıklık zarfıyla would. would ile alışkanlık kurarken cümleye genelde bir zaman/sıklık işareti eklenir (every day, often, sometimes). Bu, would'un başka anlamlarıyla karışmasını önler.

3) Soru/olumsuzda would alışılmış değildir. "Would you play chess as a child?" gibi bir soru gramatik olsa da doğal değildir; İngilizce konuşanlar burada "Did you use to play chess?" der. would'u olumlu anlatıda bırakın.

As students, we would often study together at the library.
Öğrenciyken sık sık kütüphanede birlikte ders çalışırdık.
often + would: doğal alışkanlık anlatımı.
İleri nüans: "used to" + zamanla değişen algı
İleri seviyede "used to" bazen bir algı değişimini vurgular: I never used to worry about money, but now I do. Buradaki "never used to" = "eskiden asla ... olmazdı" — geçmiş ile bugün arasındaki keskin zıtlığı öne çıkaran, İngilizcede çok doğal ve yaygın bir kalıptır.
A:Did you use to come to this park a lot?
B:Yeah, all the time! My brother and I would play football here every weekend.
A:Really? I didn't use to like sports at all when I was a kid.
B:Same, actually. I used to be terrible at football, but I loved being outside.
A:There used to be an ice cream van right over there, remember?
B:Oh, of course! We would spend all our pocket money on it.
A: Eskiden bu parka çok gelir miydin? B: Evet, sürekli! Kardeşimle her hafta sonu burada futbol oynardık. A: Sahi mi? Ben çocukken sporu hiç sevmezdim. B: Aslında ben de. Futbolda berbattım ama dışarıda olmaya bayılırdım. A: Şurada bir dondurmacı vardı, hatırlıyor musun? B: Tabii ki! Bütün harçlığımızı ona yatırırdık.
Konuşmada used to ve would iç içe geçer: durumlarda used to (used to be terrible, there used to be), tekrarlı eylemlerde would (would play, would spend).
Didn't you use to have a motorbike?
Senin eskiden bir motosikletin yok muydu?
Olumsuz soru: geçmişi hatırlatma tonu.
I never used to eat vegetables, but I do now.
Eskiden hiç sebze yemezdim ama artık yiyorum.
never used to: keskin zıtlık, çok doğal.
Tips & Tricks: konuşmada doğal duyulmak
Günlük İngilizcede sürekli "used to" tekrarlamak robotik durur. Doğal konuşmacılar ilk cümlede çerçeveyi used to ile kurar, sonra tekrarlı sahneleri would ile akıtır: "We used to live by the sea. Every evening we would walk along the beach and would collect shells." Ayrıca keskin bir zıtlık için never used to ... but now ... kalıbı çok doğaldır ve dinleyicinin ilgisini çeker: "I never used to like tea, but now I can't start the day without it."

Akademik ve resmi yazıda "used to" nötr ve kabul görür; tarihsel değişimleri, eski uygulamaları anlatmakta işlevseldir. "would" ise anlatı/edebi bir ton taşıdığı için akademik metinde daha seyrek kullanılır — onun yerine genellikle geçmiş zaman veya "used to" tercih edilir. Resmi yazıda geçmiş bir norm için "It was common practice to..." gibi yapılar da sıkça görülür.

Doctors used to recommend bed rest for almost every illness.
Doktorlar eskiden neredeyse her hastalık için yatak istirahati önerirdi.
Tarihsel norm; used to nötr ve uygun.
Before the reform, students used to sit a single final examination.
Reformdan önce öğrenciler tek bir final sınavına girerdi.
Eski uygulama vs. yeni; akademik bağlam.
In the early twentieth century, communication over long distances used to depend almost entirely on the postal service. Families who were separated by emigration would wait weeks, sometimes months, for a single letter to arrive. People used to keep every piece of correspondence, storing bundles of letters in drawers and boxes as precious records of their relationships. Newspapers, too, used to be the primary source of information about distant events, and readers would gather in cafés to discuss the latest reports. The pace of life, in this sense, was profoundly different: news travelled slowly, and patience was not a virtue but a necessity. Today, of course, a message crosses the world in seconds, and the long silences that earlier generations used to endure have all but disappeared.
Yirminci yüzyılın başlarında, uzak mesafeler arası iletişim neredeyse tamamen posta hizmetine bağlıydı. Göç nedeniyle ayrı düşen aileler, tek bir mektubun ulaşması için haftalarca, bazen aylarca beklerdi. İnsanlar her yazışmayı saklar, mektup destelerini ilişkilerinin değerli kayıtları olarak çekmecelerde ve kutularda tutardı. Gazeteler de uzak olaylar hakkında birincil bilgi kaynağıydı ve okurlar son haberleri tartışmak için kafelerde toplanırdı. Bu anlamda yaşamın temposu bambaşkaydı: haberler yavaş yayılır, sabır bir erdem değil bir zorunluluktu. Bugün elbette bir mesaj dünyayı saniyeler içinde geçiyor ve önceki nesillerin katlandığı o uzun sessizlikler neredeyse tamamen ortadan kalktı.
Analiz:
  • "used to depend / used to keep / used to be" durum ve tekrar için nötr kullanım.
  • "would wait / would gather" tekrarlı eylemlerde anlatı tonu katıyor.
  • "used to endure" ilgi zamiriyle (that) birlikte geçmiş bir normu betimliyor.
  • used to ve would'un bir metinde nasıl iç içe örüldüğüne dikkat: durumlar used to, sahnelenen eylemler would.
My grandmother's house used to smell of cinnamon and old books, and even now that particular scent can pull me back thirty years in an instant. Every Sunday, without fail, the whole family would gather in her small, crowded kitchen, and she would cook a huge lunch that took the entire morning to prepare. As children, my cousins and I used to hide under the big wooden table, listening to the adults talk about people we had never met and places we would probably never see. There used to be an enormous grandfather clock in the hallway, and it would chime so loudly on the hour that it made us jump every single time, no matter how ready we thought we were. My grandmother didn't use to let us leave the table until every plate was empty, and we would groan and protest, though secretly we loved the ritual of it all. After lunch, my grandfather used to fall asleep in his worn armchair by the window, and we would tiptoe around him in our socks, trying desperately not to wake him. On warm afternoons, we would slip out into the garden, where there used to be an old apple tree that we would climb until someone finally called us back inside. My aunt would always bring a tin of homemade biscuits, and we didn't use to share them very fairly. Those long, slow afternoons didn't use to feel special back then; they were simply ordinary, the unremarkable furniture of an ordinary childhood. It is only now, many years later, with that kitchen long gone and those familiar voices fallen silent, that I finally understand how much I would give to sit at that crowded table just one more time, and to hear that ridiculous old clock chime the hour again.
Büyükannemin evi tarçın ve eski kitap kokardı; şimdi bile o özel koku beni bir anda otuz yıl geriye çekebiliyor. Her pazar, hiç şaşmadan, bütün aile onun küçük, kalabalık mutfağında toplanır, o da hazırlaması bütün sabahı alan kocaman bir öğle yemeği yapardı. Çocukken, kuzenlerimle ben büyük ahşap masanın altına saklanır, büyüklerin hiç tanımadığımız insanlar ve hiç göremeyeceğimiz yerler hakkında konuşmalarını dinlerdik. Koridorda kocaman bir ayaklı saat vardı ve her saat başı öyle yüksek sesle çalardı ki ne kadar hazır olduğumuzu sansak da her seferinde bizi yerimizden sıçratırdı. Büyükannem, her tabak boşalmadan masadan kalkmamıza izin vermezdi; biz de homurdanır, itiraz ederdik, ama için için bu ritüele bayılırdık. Yemekten sonra büyükbabam pencerenin yanındaki eskimiş koltuğunda uyuyakalır, biz de çoraplarımızla, onu uyandırmamaya can atarak etrafında parmak uçlarında dolaşırdık. Sıcak öğleden sonralarında bahçeye süzülürdük; orada yaşlı bir elma ağacı vardı, biri bizi içeri çağırana dek ona tırmanırdık. Teyzem hep bir teneke ev yapımı bisküvi getirir, biz de onları pek de adil paylaşmazdık. O uzun, ağır öğleden sonraları o zamanlar özel gelmezdi; sadece sıradandılar, sıradan bir çocukluğun sıradan eşyalarıydı. Ancak şimdi, yıllar sonra, o mutfak çoktan yok olmuşken ve o tanıdık sesler susmuşken, o kalabalık masaya bir kez daha oturmak ve o gülünç eski saatin bir kez daha çalışını duymak için nelerimi verirdim, işte bunu şimdi anlıyorum.
Analiz:
  • "used to smell / used to hide / used to fall / used to let" — kalıcı durum ve genel alışkanlık için nötr geçmiş çerçeve.
  • "would gather / would cook / would chime / would tiptoe / would climb / would slip" — tek tek sahnelenen tekrarlı eylemler; anlatıya canlılık ve ritim katar.
  • "There used to be an enormous grandfather clock / an old apple tree" — geçmiş varoluş = durum; burada would kullanılamaz, yalnızca used to.
  • "didn't use to let / didn't use to share / didn't use to feel" — olumsuz biçim: use to (d düşmüş), "used to" değil.
  • "my aunt would always bring" — would + always: tipik, karakteristik tekrarlı davranış kalıbı.
  • "people we had never met" — bu used to/would DEĞİL, past perfecttir; yapıları karıştırma.
  • Son cümledeki "I would give" geçmiş alışkanlık DEĞİL, şart kipidir ("verirdim"); would'un çok anlamlılığına dikkat.
  • Metin genelinde örgüye dikkat: kalıcı hâller ve genel çerçeve used to ile, tek tek canlanan hareketler would ile veriliyor — doğal anlatının tipik dokusu.

Temel (A2)

I used to play with toy cars.
Oyuncak arabalarla oynardım.
Basit olumlu, tekrarlı eylem.
She used to have long hair.
Eskiden uzun saçları vardı.
Durum fiili have → used to.
Did you use to live here?
Eskiden burada mı yaşardın?
Did + use to soru kalıbı.

Orta (B1)

When we were young, we would spend hours building sandcastles.
Küçükken saatlerce kumdan kaleler yapardık.
Zaman çerçevesi + would: alışkanlık.
I didn't use to enjoy reading, but now I love it.
Eskiden okumaktan hoşlanmazdım ama artık bayılıyorum.
Olumsuz + şimdiki zıtlık.

İleri (B2)

There used to be far fewer regulations, so companies would often cut corners.
Eskiden çok daha az düzenleme vardı, bu yüzden şirketler sık sık kestirmeden giderdi.
used to (durum) + would (tekrarlı eylem) bir arada.
He never used to raise his voice, which made his sudden anger all the more shocking.
Asla sesini yükseltmezdi, bu da ani öfkesini daha da şaşırtıcı kılıyordu.
never used to: keskin karakter tanımı.

Uzman (C1)

In those days, one would think nothing of writing a ten-page letter; today such patience seems almost unimaginable.
O günlerde on sayfalık bir mektup yazmak sıradan gelirdi; bugün böyle bir sabır neredeyse hayal edilemez görünüyor.
Genel/kişisiz 'one would': resmi, edebi geçmiş alışkanlık.
She used to carry herself with a quiet confidence that the years had, somewhere along the way, quietly eroded.
Yılların bir yerlerde sessizce aşındırdığı sakin bir özgüvenle taşırdı kendini.
used to + soyut durum; edebi ton.

Aşağıdaki sorular kural ezberini değil, anlamı yoklar. Her birini cevaplamadan önce cümlenin ne ima ettiğini düşün.

anlam kontrol Her cümlenin bugün için ne ima ettiğini söyle.
  1. "I used to live in Berlin." Şu an Berlin'de yaşıyor muyum?
  2. "We would go camping every summer." Bu bir kez mi oldu, tekrar mı?
  3. "He used to be nervous." Karakteri şimdi nasıl olabilir?
  4. "There would be a bakery on the corner." cümlesi neden kulağa yanlış geliyor?
  5. "I used to break my arm skiing." doğru mu?
  6. "I am used to the noise now." Bu geçmiş bir alışkanlık mı?
  7. "My father would work two jobs." Bu cümle tek başına neden belirsiz olabilir?
boşluk doldurma Boşluğu used to / would ve fiil ile doldur. would olamıyorsa neden olmadığını da düşün.
  1. When I was a child, I ______ (be) afraid of dogs.
  2. Every winter, we ______ (build) a snowman in the garden.
  3. She ______ (have) a red bicycle.
  4. On summer evenings, my dad ______ (tell) us ghost stories.
  5. There ______ (be) a big tree here before they cut it down.
hata düzeltme Her cümledeki hatayı bul ve düzelt.
  1. I didn't used to like tea.
  2. Did you used to work here?
  3. When I was young, I would be very quiet.
  4. She use to play the violin.
  5. I would have a cat when I was ten.
çeviri Türkçe cümleleri İngilizceye çevir; used to veya would seç.
  1. Eskiden çok kitap okurdum.
  2. Bu sokakta bir sinema vardı.
  3. Her pazar dedemi ziyaret ederdik.
  4. Eskiden kahveyi sevmezdim.
  5. Eskiden hemşire miydin?
sıralama Kelimeleri doğru sıraya koy.
  1. use / did / to / where / live / you / ?
  2. would / every / grandmother / cake / my / bake / Sunday / .
  3. to / didn't / vegetables / use / I / eat / .
  4. there / to / be / a / used / lake / here / .
  5. would / joke / same / uncle / the / tell / my / always / .
eşleştirme Cümledeki fiil DURUM mu EYLEM mi? 'would olur' veya 'yalnızca used to' diye işaretle.
  1. ___ walk to school (yürümek)
  2. ___ have blonde hair (sahip olmak)
  3. ___ visit my aunt every week (ziyaret etmek)
  4. ___ be afraid of dogs (olmak)
  5. ___ believe in Santa (inanmak)
  1. When I was a kid, I ______ afraid of the dark.
  2. ______ you use to play the piano?
  3. I ______ like spicy food, but now I love it.
  4. Every summer, we ______ to the seaside.
  5. There ______ a castle on that hill.
  6. She ______ long hair when she was younger.
  7. Which sentence is correct?
  8. My father ______ read to me every night before bed.
  9. "I used to work here" ne ima eder?
  10. Which is WRONG?
  11. We ______ meet at the library after school, back in those days.
  12. I ______ eat meat, but I became a vegetarian last year.
  13. "I am used to waking up early" ne demek?
  14. I ______ eat vegetables, but now I love them.
  15. I ______ him well, but we lost touch years ago.

Görev: Çocukluğun ya da birkaç yıl önceki hayatın hakkında 6-8 cümlelik kısa bir paragraf yaz. En az üç "used to" ve en az iki "would" kullan; en az bir cümle de olumsuz (didn't use to) olsun.

  • Nerede yaşardın? (used to + durum: used to live)
  • Düzenli olarak ne yapardın? (would + eylem: would play, would visit)
  • Neyi sevmezdin ya da yapmazdın? (didn't use to)
  • O zamandan bugüne ne değişti? (but now...)
Örnek cevap
When I was a child, we used to live in a small village near the mountains. Every morning, my brother and I would walk to school along a dusty road. I didn't use to enjoy the long walk, but I loved the fresh air. There used to be a little shop where we would buy sweets with our pocket money. On weekends, my whole family used to gather for a big lunch. Life used to be slower back then, but now everything feels rushed.

Türkçesi: Çocukken dağların yakınındaki küçük bir köyde yaşardık. Her sabah kardeşimle tozlu bir yol boyunca okula yürürdük. Uzun yürüyüşten hoşlanmazdım ama temiz havayı severdim. Harçlığımızla şeker aldığımız küçük bir dükkân vardı. Hafta sonları bütün ailem büyük bir öğle yemeği için toplanırdı. Hayat o zamanlar daha yavaştı ama artık her şey aceleye gelmiş gibi.
Nereden başlamalı?
Konuya Türkçedeki "-erdi" ekiyle giriş yapın: "giderdik, oynardık" örnekleri öğrencinin zihninde kapıyı hemen açar. Önce yalnızca used to'yu, tek başına ve olumlu cümlelerle oturtun. would'u ancak used to sağlamlaştıktan sonra ekleyin; erken tanıtmak durum/eylem karışıklığını tetikler.

Kavram kontrolü için soru örnekleri (CCQ): "Do I do it now?" (Hayır) → "artık değil" fikrini test eder. "Once or many times?" (Many) → tekrar fikrini test eder. "Is it an action or a state?" → would'un uygun olup olmadığını ayırt ettirir. Bu üç soru, konunun tüm mantığını kapsar.

Sık görülen kök hatalar: (1) olumsuz/soruda fazladan -d (didn't used to); (2) durum fiillerinde would; (3) used to ile be used to karışması. Bu üçünü her derste küçük bir hata-avı etkinliğiyle tekrar edin.

Etkinlik önerisi
"Then and Now" ikili konuşması: Öğrenciler eşleşir; biri "When you were younger..." diye soru sorar (Did you use to...?), diğeri used to/would ile cevaplar, sonra "but now..." ile bugünkü hâlini ekler. Hem üretim hem zıtlık pratiği sağlar. İleri gruplarda would'un edebi tonunu göstermek için kısa bir anı paragrafı yazdırın.
  • used to + yalın fiil: geçmiş alışkanlık VE durum; "artık değil" imalı.
  • would + yalın fiil: yalnızca geçmiş tekrarlı eylem; durumlarda kullanılmaz.
  • Durum fiilleri (be, have, like, know, live) → yalnızca used to.
  • Olumsuz: didn't use to; soru: Did ... use to? — her ikisinde de "use" (d düşer).
  • Olumlu cümlede -d korunur: used to.
  • Tek seferlik olayda değil, tekrar/dönem olduğunda kullanılır; tek olayda geçmiş zaman.
  • Şimdiki alışkanlık için değil; onun için geniş zaman veya usually.
  • used to (yapardım) ile be used to (alışkınım) tamamen farklı yapılardır.
  • Türkçe karşılığı "-erdi / -ardı" ekidir; ama Türkçedeki tek ek, İngilizcede durum-eylem ayrımına bölünür.
  • would edebi/nostaljik; used to nötr ve günlük/akademik dilde daha yaygın.