Açılışa Özel %30 İndirim Tüm Materyallerde
Konu Anlatımı · Genel İngilizce · Kelime & Kullanım

Confusable WordsKarıştırılan Kelimeler

Anlamı/kullanımı karıştırılan ikili-üçlüler: make/do, say/tell, lend/borrow, affect/effect, its/it's, fun/funny, travel/trip/journey. Çoğu Türkçede tek kelimeye karşılık geldiği için (say/tell = söylemek) karışır; ayrım bağlam ve dilbilgisi kuralıyla verilir.

Confusable words (karıştırılan kelimeler), İngilizcede anlamı ya da kullanımı birbirine yakın olduğu için sürekli karıştırılan kelime çiftleri ve üçlüleridir: make/do, say/tell, lend/borrow, affect/effect, its/it's, fun/funny, travel/trip/journey. Türk öğrenci için asıl zorluk şudur: bu kelimelerin çoğu Türkçede tek bir kelimeye karşılık gelir (say/tell = söylemek, travel/trip/journey = seyahat/yolculuk), bu yüzden hangisinin nereye geleceği Türkçe düşünerek anlaşılmaz. Ayrım; anlam, dilbilgisi (nesne alıp almama, sayılabilirlik) ve sabit kalıplarla (collocation) çözülür. Bu bölüm her çifti kuralı + nedeni + bol örnekle verir; ilgili kalıpları Eş Dizimler (Collocations) ve kelime türetmeyi Kelime Türetme konularıyla bağlar.

A2B1B2C1kelimeconfusable wordsmake dosay telllend borrowaffect effectits it'stravel trip journeyvocabularyyaygın hatalar~24 dk
A1Bu düzeyde henüz ayrım beklenmez; sadece make/do ve say/tell gibi çiftlerin var olduğunun farkına varılır.
A2Temel çiftler: make/do (make a cake / do homework), say/tell (say something / tell someone), its/it's ayrımı ve fun/funny tanıtılır.
B1lend/borrow yönü, travel/trip/journey farkı ve say/tell kalıplarının çoğu güvenle kullanılır.
B2affect/effect (fiil/isim) ayrımı, make/do'nun daha soyut kalıpları ve register farkları netleşir.
C1İnce nüanslar: effect'in fiil hâli (to effect change), make do deyimi, borrow/lend'in mecazi kullanımları ve stilistik tercihler.
Hızlı Başvuru
İşlevFormülÖrnekNot
make (üretmek/oluşturmak)make + nesne (yeni bir şey ortaya çıkar)She made a cake / a decision / a mistake.
Bir pasta/karar/hata yaptı.
Sonuç, ürün, yaratma vurgusu.
do (eylemi gerçekleştirmek)do + iş/görev/aktiviteHe did his homework / the dishes.
Ödevini/bulaşığı yaptı.
Genel iş, görev, belirsiz aktivite.
say (bir şey söylemek)say (that) + söz / say something (to sb)She said (that) she was tired.
Yorgun olduğunu söyledi.
Kişiye değil, söze odaklanır: say to me.
tell (birine anlatmak)tell + kişi + şeyShe told me a story.
Bana bir hikâye anlattı.
Genellikle nesne (kişi) ZORUNLU: tell ME.
lend (ödünç vermek)lend + (kişi) + şey / lend sth to sbCan you lend me your pen?
Kalemini bana ödünç verir misin?
Sahip veren taraf.
borrow (ödünç almak)borrow + şey (from sb)Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
Alan taraf; from ile kaynağı gösterir.
affect (etkilemek - fiil)affect + nesneThe weather affected our plans.
Hava planlarımızı etkiledi.
Fiil = A ile başlar → Action.
effect (etki - isim)the/an effect (of X) on YThe weather had an effect on our plans.
Havanın planlarımıza etkisi oldu.
İsim = E ile başlar → End result.
its (onun - iyelik)its + isim (kesme YOK)The dog wagged its tail.
Köpek kuyruğunu salladı.
his/her gibi iyelik; kesme işareti almaz.
it's (it is / it has)it's = it is / it hasIt's raining. / It's been a long day.
Yağmur yağıyor. / Uzun bir gündü.
Kesme = eksik harfin yeri (i).
fun (eğlence/eğlenceli)have fun / be funThe party was fun.
Parti eğlenceliydi.
Keyif veren şey; isim ya da 'eğlenceli' sıfatı.
funny (komik/tuhaf)be funnyThe joke was funny.
Şaka komikti.
Güldüren ya da 'tuhaf/garip'.
travel (seyahat etmek - genel)travel (fiil, çoğu zaman sayılamaz isim)I love travel / I travel a lot.
Seyahat etmeyi severim.
Genel kavram; belirli tek gezi DEĞİL.
trip (kısa gezi/yolculuk)a trip (to somewhere)We went on a trip to Rome.
Roma'ya bir gezi yaptık.
Belirli, çoğu zaman kısa, gidiş-dönüş.
journey (uzun/tek yön yolculuk)a journey (from A to B)The journey took ten hours.
Yolculuk on saat sürdü.
Bir yerden bir yere gitme eyleminin kendisi.

İngilizcede bazı kelimeler o kadar benzer görünür ya da anlamları o kadar yakındır ki, öğrenciler onları sürekli birbirinin yerine kullanır. Bunlara confusable words (karıştırılan kelimeler) denir. Bu bölüm, en sık karıştırılan çiftleri ve üçlüleri tek tek ele alır: make/do, say/tell, lend/borrow, affect/effect, its/it's, fun/funny ve travel/trip/journey.

Bu kelimeler neden var? Çünkü İngilizce, Türkçenin tek bir kelimeyle ifade ettiği bir kavramı çoğu zaman ince farklarla birden fazla kelimeye bölmüştür. Türkçe "söylemek" der ve geçer; İngilizce ise sözün kendisine odaklanıyorsa say, o sözü bir kişiye aktarıyorsan tell kullanmanı ister. Yani fark, dilin daha ayrıntılı düşünmeni istemesinden doğar.

Türkçedeki benzeri

Türkçede de karıştırılan kelimeler vardır: "yalnız/yanlız", "herkes/herkez", "da/de ayrı mı bitişik mi". Ama Türk öğrencinin İngilizcede yaşadığı asıl sorun yazım değil, anlam-eşleştirme sorunudur: bir Türkçe kelime birden çok İngilizce kelimeye karşılık geldiği için beynimiz hangisini seçeceğini bilemez. "Ödünç" kelimesi hem lend (vermek) hem borrow (almak) demektir; "seyahat" hem travel hem trip hem journey olabilir.

Neden zor?

  • Bir Türkçe kelime birden çok İngilizce kelimeye bölünür (söylemek → say/tell).
  • Ayrım çoğu zaman anlamda değil, dilbilgisinde gizlidir: tell nesne (kişi) ister, say istemez.
  • Bazıları neredeyse aynı yazılır/okunur (affect/effect, its/it's) — küçük bir harf anlamı değiştirir.
  • Doğru seçim çoğu zaman ezberlenen sabit kalıplara (collocation) bağlıdır: make a mistake doğru, do a mistake yanlış.
  • Türkçeden birebir çeviri neredeyse her zaman yanlış kelimeyi seçtirir.
Bakış açısı
Bu bölümü "kural ezberi" gibi değil, "her kelimenin bir işi var" mantığıyla oku. Her çiftin bir ayırıcı sorusu vardır (Kim veriyor kim alıyor? Yeni bir şey mi üretiliyor yoksa iş mi yapılıyor?). Doğru soruyu sorarsan doğru kelime kendiliğinden gelir.
  • make = yeni bir şey üretmek/ortaya çıkarmak (make a cake, make a decision); do = bir işi/görevi gerçekleştirmek (do homework, do the dishes).
  • say = söze odaklanır, kişi zorunlu değildir (say something); tell = birine bir şey aktarır, kişi genelde zorunludur (tell me).
  • lend = ödünç vermek (sen verirsin); borrow = ödünç almak (sen alırsın).
  • affect = etkilemek (fiil, A→Action); effect = etki (isim, E→End result).
  • its = onun (iyelik, kesme YOK); it's = it is / it has (kesme VAR).
  • fun = eğlence/keyifli (have fun); funny = komik ya da tuhaf.
  • travel = seyahat etmek/genel kavram; trip = belirli kısa gezi; journey = bir yerden bir yere uzun yolculuk.
  • Çoğu hata Türkçeden birebir çeviriden doğar; kelimeyi çevirme, işlevini düşün.
  • Doğru seçim genelde sabit kalıba bağlıdır — kalıpları Eş Dizimler (Collocations) ile birlikte ezberle.
  • Şüphedeysen her çiftin ayırıcı sorusunu sor: Kim yapıyor? Kime? Yeni bir şey mi üretiliyor?
confusable wordskarıştırılan kelimeler
Anlamı ya da yazımı benzediği için sürekli birbirinin yerine yanlış kullanılan kelimeler.
'Say' and 'tell' are classic confusable words. 'Say' ve 'tell' klasik karıştırılan kelimelerdir.
transitive verbgeçişli fiil (nesne alan)
Doğru olmak için bir nesneye ihtiyaç duyan fiil. 'tell' genelde nesne (kişi) ister.
'Tell' is transitive: you must tell SOMEONE. 'Tell' geçişlidir: birine anlatmak zorundasın.
collocationbirlikte kullanılan sabit kalıp
Birlikte doğal görünen kelime eşleşmesi. 'make a mistake' doğru, 'do a mistake' yanlıştır.
'Make a decision' is a fixed collocation. 'Make a decision' sabit bir kalıptır.
noun / verbisim / fiil
Kelimenin cümledeki görevi. 'affect' fiil, 'effect' isimdir; görev farkı seçim yapmanı sağlar.
'Effect' is a noun; 'affect' is a verb. 'Effect' isim, 'affect' fiildir.
contractionkısaltma (büzülme)
İki kelimenin kesme işaretiyle birleşmesi. it's = it is / it has.
'It's' is a contraction of 'it is'. 'It's', 'it is'in kısaltmasıdır.
possessiveiyelik (aitlik)
Sahiplik belirten biçim. 'its' iyelik zamiridir ve kesme işareti ALMAZ.
'Its' shows possession, like 'his' or 'her'. 'Its', 'his/her' gibi iyelik bildirir.
countable / uncountablesayılabilir / sayılamaz
İsmin çoğul olup 'a/an' alıp alamaması. 'trip' sayılabilir (a trip), 'travel' genelde sayılamaz.
'A trip' is countable; 'travel' is usually uncountable. 'A trip' sayılabilir; 'travel' genelde sayılamazdır.
registerdil düzeyi / resmiyet
Bir kelimenin günlük mü yoksa resmî/akademik mi olduğu. 'effect change' resmî, nadir bir fiil kullanımıdır.
'To effect change' is formal register. 'To effect change' resmî dildir.

Karıştırılan kelimelerde "yapı" demek, her kelimenin cümlede hangi dizilişle durduğunu bilmek demektir. En kritik yapı farkları say/tell, lend/borrow ve affect/effect arasındadır. Aşağıda her birinin olumlu, olumsuz ve soru kalıplarını görüyorsun.

say vs tell — nesne dizilişi

Formül: say (+ that) + söz  |  tell + KİŞİ + şey. 'tell' fiilinden hemen sonra kime söylediğin gelir; 'say' fiilinde kişiyi söylemek istersen to eklersin (say to me).

She said (that) she was busy.
Meşgul olduğunu söyledi.
say + söz; kişi yok, doğru.
She told me (that) she was busy.
Bana meşgul olduğunu söyledi.
tell + KİŞİ (me) + söz; doğru.
He didn't say anything.
Hiçbir şey söylemedi.
Olumsuz: didn't + say.
What did he tell you?
Sana ne söyledi/anlattı?
Soru: did + tell + you.
Yanlış She said me that she was busy.
Doğru She told me that she was busy. / She said to me that she was busy.
Bana meşgul olduğunu söyledi.
'say' fiilinden hemen sonra kişi (me) gelemez. Ya 'tell me' dersin ya da 'say TO me'.

lend vs borrow — yön dizilişi

Formül: lend + (kişi) + şey ya da lend + şey + to + kişi (veren taraf)  |  borrow + şey + from + kişi (alan taraf). Kaynak/hedef edatları farklıdır: lend ile to, borrow ile from.

Can you lend me some money?
Bana biraz para ödünç verir misin?
lend + me + money; sen (karşı taraf) veriyorsun.
Can I borrow some money from you?
Senden biraz para ödünç alabilir miyim?
borrow + money + from you; sen alıyorsun.
I didn't lend him my car.
Arabamı ona ödünç vermedim.
Olumsuz: didn't + lend.
Where did you borrow this book from?
Bu kitabı nereden ödünç aldın?
Soru + from ile kaynak.
Yanlış Can you borrow me your pen?
Doğru Can you lend me your pen?
Kalemini bana ödünç verir misin?
Karşındaki kişi sana VERECEK, o yüzden 'lend'. 'borrow' senin ALMANdır (Can I borrow your pen?).

affect vs effect — sözcük türü dizilişi

Formül: özne + affect (fiil) + nesne  |  have/the/an + effect (isim) + on + nesne. 'affect' cümlede fiil yerinde, 'effect' isim yerinde (genelde 'the/an' ile) durur.

Stress affects your health.
Stres sağlığını etkiler.
affect = fiil, 'affects' çekimli.
Stress has an effect on your health.
Stresin sağlığına bir etkisi vardır.
effect = isim, 'an effect on' kalıbı.
The rain didn't affect the match.
Yağmur maçı etkilemedi.
Olumsuz: didn't + affect (fiil).
Did the news have any effect on prices?
Haberin fiyatlara bir etkisi oldu mu?
Soru + effect (isim).
Kısa cevaplarda doğru kelime
SoruDoğal kısa cevap
Can I borrow your pen?Sure, here you are. (sen lend ediyorsun)
Did he say anything?No, he didn't. / Yes, he said he'd call.
Did she tell you?Yes, she told me everything.
Is it its or it's?If you can say 'it is', use it's.
Akılda Tutma: affect / effect
Baş harfleri hatırla: Affect = Action (fiil, eylem) → bir şeyi etkiler. Effect = End result (isim, sonuç) → ortaya çıkan etki. Tek cümlelik köprü: "The action (affect) causes an end result (effect)." Ayrıca hatırlatıcı kalıp: RAVENRemember: Affect = Verb, Effect = Noun.
Akılda Tutma: its / it's ve lend / borrow
its / it's: Kesme işaretini gördüğünde cümlede 'it is' ya da 'it has' de; anlamlıysa it's, değilse its. Kesme = kayıp harfin yeri, iyelik değil.
lend / borrow: "Borrow = Bana lazım, ben alırım" (ikisi de B); veren tarafta lend. Ya da yön oku: borrow ← (bana doğru gelir, from ile), lend → (benden gider, to ile).

Çoğu karıştırılan kelimede telaffuz sorunu yoktur; ama affect/effect günlük konuşmada neredeyse aynı duyulur. İkisinde de vurgusuz baş hece 'ı' gibi zayıflar (schwa), bu yüzden kulakla ayırt etmek zordur. Bağlamdan (fiil mi isim mi) ilerlemek daha güvenlidir.

affect / effect telaffuz
KelimeYaklaşık okunuşVurgu
affect (fiil)ı-FEKT /əˈfekt/2. hecede
effect (isim)i-FEKT /ɪˈfekt/2. hecede
funfan /fʌn/tek hece
funnyFA-ni /ˈfʌni/1. hecede
Kulakla değil, mantıkla ayır
affect ve effect konuşmada neredeyse aynı duyulduğu için doğru olanı sesle değil, cümledeki göreviyle seç: fiil gerekiyorsa affect, isim gerekiyorsa effect. Aynı şekilde its/it's de sesteş (homophone) olduğundan yalnızca yazıda karışır.

Aşağıda her çift, en yaygın kullanımdan daha özele doğru örneklerle veriliyor. Her kelimenin "kendi işi" olduğunu unutma.

make / do

make: yeni bir şey ortaya çıkar (ürün, karar, ses, plan). do: bir iş/görev/aktivite yapılır, çoğu zaman belirsiz veya rutindir (work, homework, chores).

I'll make dinner tonight.
Bu akşam yemeği ben yaparım.
Yeni bir şey (yemek) ortaya çıkıyor → make.
Have you done your homework?
Ödevini yaptın mı?
Bir görev yerine getiriliyor → do.
She made a big decision.
Büyük bir karar verdi.
make a decision sabit kalıp.
Can you do me a favour?
Bana bir iyilik yapar mısın?
do a favour sabit kalıp.
He's doing really well at work.
İşte gerçekten iyi gidiyor.
do well = başarılı olmak.

say / tell

say: sözün içeriğine odaklanır. tell: bilgiyi birine aktarır; ayrıca bazı sabit kalıplarda kullanılır (tell a story, tell the truth, tell a lie, tell the time, tell the difference).

Say hello to your mum for me.
Annene benden selam söyle.
say hello sabit kalıp.
Don't tell lies.
Yalan söyleme.
tell a lie sabit kalıp.
Can you tell the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki farkı ayırt edebiliyor musun?
tell = ayırt etmek (özel kullanım).
He told me the truth in the end.
Sonunda bana gerçeği söyledi.
tell + me + the truth.

lend / borrow

The bank lent us the money for the house.
Banka ev için bize parayı verdi (kredi).
Veren taraf (banka) → lend.
I borrowed this jacket from my brother.
Bu ceketi ağabeyimden ödünç aldım.
Alan taraf → borrow + from.
Libraries lend books for free.
Kütüphaneler kitapları ücretsiz ödünç verir.
Kütüphane veriyor → lend.
You can borrow up to ten books.
En fazla on kitap ödünç alabilirsin.
Sen alıyorsun → borrow.

affect / effect

The medicine affected my sleep.
İlaç uykumu etkiledi.
fiil → affect.
The medicine had a strange effect on me.
İlacın üzerimde tuhaf bir etkisi oldu.
isim → an effect on.
Climate change affects everyone.
İklim değişikliği herkesi etkiler.
fiil → affects.
Special effects made the film amazing.
Özel efektler filmi harika yaptı.
effect = efekt (isim, çoğul).

its / it's

The company increased its profits.
Şirket kârını artırdı.
iyelik → its (kesme yok).
It's going to rain later.
Sonra yağmur yağacak.
it is → it's.
It's been a great year.
Harika bir yıl oldu.
it has → it's.
Every country has its own flag.
Her ülkenin kendi bayrağı vardır.
its own kalıbı, iyelik.

fun / funny

We had a lot of fun at the beach.
Plajda çok eğlendik.
have fun sabit kalıp; fun = isim.
Skiing is really fun.
Kayak yapmak gerçekten eğlenceli.
fun = 'eğlenceli' sıfat kullanımı.
That comedian is so funny.
O komedyen çok komik.
funny = güldüren.
This milk tastes funny.
Bu sütün tadı tuhaf.
funny = tuhaf/garip (ikinci anlam).

travel / trip / journey

Travel broadens the mind.
Seyahat ufku açar.
travel = genel kavram (sayılamaz isim).
We're going on a business trip to Berlin.
Berlin'e iş gezisine gidiyoruz.
trip = belirli kısa gezi.
The train journey to Edinburgh was beautiful.
Edinburgh'a tren yolculuğu çok güzeldi.
journey = A'dan B'ye gitme eylemi.
How was your trip?
Gezin nasıldı?
Dönene birine bu sorulur → trip.
Tips & Tricks: sınavda make/do
Sınavda boşluğu görünce hızlı test: boşluktan sonra bir görev/aktivite ismi mi var (homework, the dishes, the shopping, research, a course, business)? → büyük ihtimalle do. Bir karar/ürün/soyut sonuç mu üretiliyor (a decision, a mistake, a plan, money, a mess, progress)? → büyük ihtimalle make. Emin değilsen kelimeyi kalıp olarak hatırla, tek tek kural arama.
Tips & Tricks: say/tell refleksi
Konuşurken pratik refleks: boşluktan hemen sonra bir kişi zamiri (me, him, us, you) geliyorsa neredeyse her zaman tell (tell me). 'to' varsa ya da kişi yoksa say (say to me / say something). Bu tek refleks, say/tell hatalarının çoğunu anında keser.

Karıştırılan kelimelerde 'zaman ifadesi' yerine, hangi kelimeyi seçeceğini gösteren ipucu kelimeleri ve komşu kelimeler vardır. Aşağıdaki tablo, bir kelimeyi görünce hangi eşinin geldiğini tahmin etmene yardımcı olur.

İpucu kelimeleri
İpucu / komşu kelimeMuhtemel doğru kelimeÖrnek
a decision, a mistake, a cake, moneymakemake a decision
homework, the dishes, a favour, businessdodo the dishes
me/him/us hemen fiilden sonratelltell me
that / to mesaysay (that) / say to me
from + kişiborrowborrow ... from
to + kişi / melendlend me / lend to
an ... on (isim öbeği)effectan effect on
doğrudan bir nesneyi etkiliyoraffectaffects prices
own, tail, name (iyelik)itsits own
going to, been, rainingit'sit's raining
on/to somewhere (belirli yer)tripa trip to Rome
from A to B, took X hoursjourneythe journey took
İpucu kelimeler garanti değildir
Bu ipuçları çoğu zaman işe yarar ama kesin kural değildir. Örneğin 'make' sadece 'a decision' ile değil pek çok kalıpla gelir; 'trip' de her zaman kısa olmayabilir. İpucunu bir başlangıç noktası olarak kullan, sonra anlamı kontrol et: yeni bir şey mi üretiliyor, kim veriyor kim alıyor, fiil mi isim mi?

Bu çiftlerin çoğu "doğru/yanlış" ötesinde ince anlam farkları taşır. Bunları bilmek, İngilizceni doğaldan zarife taşır.

make do — özel bir deyim

'make' ve 'do' birlikte bir deyim oluşturur: make do (with) = eldekiyle idare etmek, kanaat etmek. Bu ne 'make' ne de 'do'nun normal anlamıdır; kalıp olarak öğrenilir.

We don't have much, but we'll make do.
Fazla bir şeyimiz yok ama idare ederiz.
make do = idare etmek.
I'll make do with what I have.
Elimdekiyle idare edeceğim.
make do with + kaynak.

effect'in fiil hâli (nadir, resmî)

'effect' genelde isimdir; ama resmî dilde to effect = (bir değişikliği) gerçekleştirmek/hayata geçirmek anlamında fiil olabilir. 'affect' ile karıştırma: affect = etkilemek, effect (fiil) = meydana getirmek.

The new manager effected several changes.
Yeni müdür birkaç değişikliği hayata geçirdi.
effect = gerçekleştirmek (resmî fiil).
The new manager affected several departments.
Yeni müdür birkaç bölümü etkiledi.
affect = etkiledi. Anlam tamamen farklı!

fun mı funny mi — bakış açısı

Bir şey fun ise sen ondan keyif alırsın (partiler, oyunlar). Bir şey funny ise seni güldürür ya da sana tuhaf gelir. 'A funny party' dersen "tuhaf/garip bir parti" demiş olursun; keyifli demek istiyorsan 'a fun party' dersin.

It was a fun evening. (keyifli)
Keyifli bir akşamdı.
fun = keyif veren.
It was a funny evening. (komik/tuhaf)
Komik/tuhaf bir akşamdı.
funny = güldüren ya da garip; anlam kayar.

trip vs journey — sonuç mu süreç mi

trip genelde gidiş-dönüş bir etkinliği (amacı olan gezi) vurgular; journey ise bir yerden bir yere gitme sürecini/mesafesini vurgular. Mecazi olarak da journey kullanılır: 'life's journey' (hayat yolculuğu).

a shopping trip / a day trip
alışveriş gezisi / günübirlik gezi
trip = amaçlı etkinlik.
a long and difficult journey
uzun ve zorlu bir yolculuk
journey = sürecin kendisi.
her journey to becoming a doctor
doktor olma yolculuğu
journey = mecazi süreç.

Bu bölümün tamamı aslında bir Türkçe-İngilizce eşleşme sorunudur. Türkçe tek kelime kullandığı için, o kelimeyi çevirirken İngilizcede hangi karşılığın gerektiğini anlama göre seçmen gerekir.

  • "Söylemek" → say (söze) ya da tell (kişiye): 'Bana söyle' = tell me, 'Bir şey söyledi' = said something.
  • "Ödünç" → lend (vermek) ya da borrow (almak): yön Türkçede bağlamdan, İngilizcede kelimeden gelir.
  • "Yapmak" → make (üretmek) ya da do (iş yapmak): 'hata yapmak' = make a mistake, 'ödev yapmak' = do homework.
  • "Etkilemek/etki" → affect (fiil) ya da effect (isim): Türkçede kök aynı, İngilizcede tür değişir.
  • "Seyahat/yolculuk/gezi" → travel / trip / journey: Türkçe bunları neredeyse eşanlamlı kullanır, İngilizce ayırır.
  • "Eğlenceli/komik" → fun (keyifli) ya da funny (güldüren): Türkçede sınır bulanık, İngilizcede net.
Yanlış He said me to wait.
Doğru He told me to wait.
Bana beklememi söyledi.
Türkçe 'bana söyledi' kalıbını birebir çevirince 'said me' çıkar; ama 'say' kişiyi nesne olarak almaz. Kişi + emir varsa 'tell'.
Yanlış Can you borrow me 10 lira?
Doğru Can you lend me 10 lira?
Bana 10 lira ödünç verir misin?
Türkçede 'ödünç ver/al' tek kelimeyle karışır; İngilizcede veren 'lend', alan 'borrow'dur. Burada karşı taraf verecek → lend.
Yanlış I want to do a party.
Doğru I want to have a party.
Bir parti vermek/yapmak istiyorum.
Türkçe 'parti yapmak' der; ama İngilizcede parti 'do' ile gelmez, doğal kalıp 'have a party' (ya da 'throw a party')dır.
Yanlış The film was very fun and I laughed.
Doğru The film was very funny and I laughed.
Film çok komikti, güldüm.
Güldüren bir şeyden söz ediyorsan 'funny'. 'fun' keyif veren (ama mutlaka güldürmeyen) etkinlikler içindir.

Karıştırılan kelimeler konusu, doğrudan bazı diğer kelime konularıyla iç içedir. Aşağıdaki tablo hangi konunun ne zaman devreye girdiğini gösterir.

İlişkili konular
KonuBağlantıÖrnek
Eş Dizimler (Collocations)make/do, say/tell seçimi çoğu zaman sabit kalıba bağlıdırmake a mistake, do homework
Kelime Türetmeaffect→effect, fun→funny gibi tür/ek farkları kelime türetmeyle ilgilidirfun (isim) → funny (sıfat)
Günlük İfadelerhave fun, make do, tell the truth gibi kalıplar günlük ifadelerde geçerHave fun! / Make do.
Nasıl bağlanır?
Bir çiftte hangisinin doğru olduğundan emin değilsen önce kalıba bak (Eş Dizimler (Collocations)): kelime hangi eşle sabitlenmiş? Sonra türe bak (Kelime Türetme): fiil mi isim mi, sıfat mı? Bu iki soru karıştırılan kelimelerin çoğunu çözer.

Aşağıdaki hatalar Türk öğrencilerde en sık görülenlerdir. Her birinde neyin neden yanlış olduğuna dikkat et.

Yanlış She said me a secret.
Doğru She told me a secret.
Bana bir sır söyledi.
'say' fiilinden hemen sonra kişi (me) gelemez. Kişiye bir şey aktarılıyorsa 'tell + kişi' kullanılır.
Yanlış He told that he was late.
Doğru He said (that) he was late. / He told me (that) he was late.
Geç kaldığını söyledi.
'tell' genelde bir kişiyi (nesneyi) ister. Kişi yoksa 'say' kullan; 'tell' kullanacaksan 'tell me/him' gibi bir nesne ekle.
Yanlış Can I lend your bike?
Doğru Can I borrow your bike?
Bisikletini ödünç alabilir miyim?
Sen almak istiyorsun, o yüzden 'borrow'. 'lend' senin başkasına vermendir.
Yanlış I need to do a decision.
Doğru I need to make a decision.
Bir karar vermem gerekiyor.
'decision' yeni bir şey ortaya çıkarır → 'make'. 'do a decision' sabit kalıba aykırıdır.
Yanlış I must make my homework.
Doğru I must do my homework.
Ödevimi yapmalıyım.
'homework' bir görevdir → 'do'. 'make homework' yanlış kalıptır (yeni bir şey üretmiyorsun).
Yanlış Smoking effects your health.
Doğru Smoking affects your health.
Sigara sağlığını etkiler.
Burada fiil gerekiyor (etkiler). Fiil 'affect'tir; 'effect' isimdir.
Yanlış The dog hurt it's leg.
Doğru The dog hurt its leg.
Köpek bacağını incitti.
Burada iyelik (onun bacağı) var → 'its' (kesme yok). 'it's' yalnızca 'it is/it has' demektir.
Yanlış Its raining outside.
Doğru It's raining outside.
Dışarıda yağmur yağıyor.
Burada 'it is' demek istiyorsun → 'it's' (kesme var). Yağmurun bir sahibi yok.
Yanlış The party was very funny, we danced all night.
Doğru The party was really fun, we danced all night.
Parti çok eğlenceliydi, sabaha kadar dans ettik.
Keyif veren bir etkinlikten söz ediyorsun → 'fun'. 'funny' güldüren/tuhaf demektir, burada anlam kayar.
Yanlış I made a nice trip last summer.
Doğru I went on a nice trip last summer. / I took a nice trip last summer.
Geçen yaz güzel bir gezi yaptım.
'trip' ile doğal fiil 'go on' ya da 'take'tir; 'make a trip' bazen görülse de 'go on a trip' çok daha doğaldır.
Yanlış The travel to Ankara took five hours.
Doğru The journey to Ankara took five hours.
Ankara'ya yolculuk beş saat sürdü.
Belirli bir gidişin süresinden söz ediliyor → 'journey'. 'travel' genel/sayılamaz kavramdır, 'a/the travel' böyle kullanılmaz.
Yanlış Say me the truth.
Doğru Tell me the truth.
Bana gerçeği söyle.
'the truth' kalıbı 'tell' ile gelir (tell the truth) ve kişi (me) 'tell'den sonra gelir. 'say me' asla doğru değildir.

Kurallar çoğu durumu kapsar ama birkaç özel durum vardır. Bunları kalıp olarak öğrenmek en güvenlisidir.

He told a joke / a story / a lie / the truth / the time.
Şaka anlattı / hikâye anlattı / yalan söyledi / gerçeği söyledi / saati söyledi.
'tell' bu kalıplarda kişi olmadan da kullanılabilir (sabit kalıplar).
Say a prayer / say a few words.
Dua et / birkaç söz söyle.
'say' bazı sabit kalıplarda nesne alır.
Do your best / do business / do harm / do damage.
Elinden geleni yap / iş yap / zarar ver.
'do' bazı soyut kalıplarda 'make' gibi görünse de kalıp 'do'dur.
Make friends / make a phone call / make an effort / make sense.
Arkadaş edin / telefon et / çaba göster / mantıklı olmak.
'make' beklenmedik yerlerde kalıp olarak gelir.
Yanlış I did an effort to help.
Doğru I made an effort to help.
Yardım etmek için çaba gösterdim.
'effort' beklenenin aksine 'make' ile gelir (make an effort). Kalıp olarak ezberlenmelidir.
Yanlış That doesn't make any harm.
Doğru That doesn't do any harm.
Bunun bir zararı yok.
'harm' ve 'damage' 'do' ile gelir (do harm/damage), 'make' ile değil.
borrow/lend mecazi kullanım
İleri düzeyde bu kelimeler mecazi de kullanılır: lend a hand (yardım eli uzatmak), lend support (destek vermek), lend itself to (bir şeye uygun/elverişli olmak). Bunlar 'ödünç' anlamından uzaklaşmış kalıplardır: 'This room lends itself to parties.' = Bu oda partilere çok uygun.
Emma:Hey! How was your trip to Italy?
Sam:Amazing, thanks. The journey there was long, though — twelve hours!
Emma:Wow. Did you have fun?
Sam:So much fun. The tour guide was really funny too.
Emma:Nice. Hey, can I borrow your travel guidebook?
Sam:Sure, I'll lend it to you. Just tell me when you're done.
Emma:Will do. Did the weather affect your plans at all?
Sam:A bit — the rain had an effect on the first day, but it was fine after that.
Emma: Selam! İtalya gezin nasıldı? — Sam: Harikaydı, sağ ol. Ama oraya yolculuk uzundu, on iki saat! — Emma: Vay. Eğlendin mi? — Sam: Çok eğlendim. Rehber de gerçekten komikti. — Emma: Güzel. Bu arada seyahat rehber kitabını ödünç alabilir miyim? — Sam: Tabii, sana veririm. Bitirince bana söyle yeter. — Emma: Tamamdır. Hava planlarını etkiledi mi hiç? — Sam: Biraz — yağmur ilk güne etki etti ama sonrası iyiydi.
Tek diyalogda trip/journey, fun/funny, borrow/lend, tell, affect/effect'in hepsi doğal biçimde geçiyor.
Have fun! / Did you have fun?
İyi eğlenceler! / Eğlendin mi?
Günlük ayrılık/karşılama kalıbı.
It's fine, don't worry about it.
Sorun değil, boş ver.
it's = it is; çok yaygın.
Can you lend me a hand?
Bir el atar mısın?
lend a hand mecazi kalıp.
Tell me about it!
Bana söyleme! / Anlatma!
'Aynen öyle' anlamında sabit ifade.

Akademik yazıda bu kelimelerin doğru seçimi güvenilirlik işaretidir. Özellikle affect/effect ve its/it's hataları akademik metinde ciddi biçimde göze çarpar. Akademik dilde ayrıca have an effect on, make a distinction, do research gibi kalıplar sıktır.

The policy had a significant effect on unemployment.
Politikanın işsizlik üzerinde kayda değer bir etkisi oldu.
isim → an effect on; akademik kalıp.
These factors directly affect the results.
Bu etkenler sonuçları doğrudan etkiler.
fiil → affect.
The study makes an important distinction between the two groups.
Çalışma iki grup arasında önemli bir ayrım yapar.
make a distinction akademik kalıp.
We did further research to confirm the findings.
Bulguları doğrulamak için ek araştırma yaptık.
do research kalıbı.
Rising global temperatures affect ecosystems in complex ways. Although the immediate effect of a single warm year may seem small, the cumulative effect over decades is profound. Researchers do extensive fieldwork to measure how temperature changes affect species distribution, and they make careful distinctions between short-term variation and long-term trends. One difficulty is that a warm winter can have an unexpected effect on migration patterns: some birds no longer travel south, and their journey, once thousands of kilometres, becomes far shorter. Such findings tell us that climate change does not act in isolation; rather, it affects entire chains of life, and its effects ripple outward for generations.
Yükselen küresel sıcaklıklar ekosistemleri karmaşık yollarla etkiler. Tek bir sıcak yılın anlık etkisi küçük görünse de, onlarca yıl boyunca birikimli etkisi derindir. Araştırmacılar, sıcaklık değişimlerinin türlerin dağılımını nasıl etkilediğini ölçmek için kapsamlı saha çalışması yapar ve kısa vadeli değişkenlikle uzun vadeli eğilimler arasında dikkatli ayrımlar yaparlar. Bir güçlük şudur: sıcak bir kış göç örüntüleri üzerinde beklenmedik bir etki yaratabilir; bazı kuşlar artık güneye göç etmez ve bir zamanlar binlerce kilometre olan yolculukları çok daha kısalır. Bu bulgular bize iklim değişikliğinin yalnız başına hareket etmediğini gösterir; aksine, tüm yaşam zincirlerini etkiler ve etkileri kuşaklar boyu dalga dalga yayılır.
Analiz:
  • affect (fiil) ve effect (isim) aynı paragrafta doğru şekilde: 'affect ecosystems' vs 'the effect of'.
  • do fieldwork / do extensive research → do bir araştırma/görevle gelir.
  • make careful distinctions → make bir ayrım/karar ile gelir.
  • travel (fiil, genel: 'travel south') ve journey (isim, belirli gidiş) ayrımı.
  • its effects: iyelik 'its' (kesme yok), çoğul isim 'effects'.
  • tell us that... → tell + kişi (us) + bilgi; akademik metinde bulguların 'söylediği' için yaygın kalıp.
Last summer my sister and I decided to make a plan for a big trip across Turkey. Neither of us had much money, so we knew we would have to make do with a tight budget. First, I had to borrow a proper backpack from my cousin, because mine was falling apart, and my sister lent me her old sleeping bag. "Just tell me if it smells funny," she said, laughing. It didn't — it was fine. The journey itself was the hard part. The bus from Izmir to Cappadocia took eleven hours, and the long drive really affected my sister, who gets travel sick. The winding roads had a strange effect on her stomach, so we had to stop several times. But once we arrived, we forgot all about it. The trip was so much fun that we didn't want to go home. We did so many things: we watched the hot-air balloons rise at dawn, we made new friends at the hostel, and we told each other stories late into the night. A guide told us the history of the region, and honestly, he was the funniest person I've ever met. Every place has its own character, and Cappadocia's was unforgettable. When people ask me now, "How was your trip?", I always say the same thing: travel changes you. It's not just about the places you see; it's about what the whole journey teaches you. If you ever get the chance to do something similar, don't say no — just make it happen. And if you need a backpack, I'll happily lend you mine.
Geçen yaz kız kardeşimle Türkiye çapında büyük bir gezi için plan yapmaya karar verdik. İkimizin de fazla parası yoktu, bu yüzden kısıtlı bir bütçeyle idare etmemiz gerekeceğini biliyorduk. Önce kuzenimden düzgün bir sırt çantası ödünç almam gerekti çünkü benimki parçalanıyordu; kardeşim de bana eski uyku tulumunu ödünç verdi. "Tuhaf kokarsa bana söyle yeter," dedi gülerek. Kokmadı — gayet iyiydi. Asıl zor kısım yolculuğun kendisiydi. İzmir'den Kapadokya'ya otobüs on bir saat sürdü ve uzun yolculuk, aracı tutan kardeşimi fena etkiledi. Virajlı yollar midesinde tuhaf bir etki yarattı, birkaç kez durmak zorunda kaldık. Ama vardığımızda hepsini unuttuk. Gezi o kadar eğlenceliydi ki eve dönmek istemedik. O kadar çok şey yaptık ki: şafakta balonların yükselişini izledik, hostelde yeni arkadaşlar edindik ve gece geç saatlere kadar birbirimize hikâyeler anlattık. Bir rehber bize bölgenin tarihini anlattı ve dürüst olmak gerekirse tanıdığım en komik insandı. Her yerin kendine has bir karakteri var ve Kapadokya'nınki unutulmazdı. İnsanlar bana şimdi "Gezin nasıldı?" diye sorduğunda hep aynı şeyi söylüyorum: seyahat insanı değiştirir. Mesele sadece gördüğün yerler değil; asıl mesele bütün yolculuğun sana öğrettikleri. Eğer bir gün benzer bir şey yapma şansın olursa hayır deme — sadece gerçekleştir. Ve eğer sırt çantasına ihtiyacın olursa, benimkini seve seve sana ödünç veririm.
Analiz:
  • make a plan / make do / make new friends / make it happen → 'make' üretme ve kalıp kullanımları.
  • do so many things / do something similar → 'do' belirsiz aktivite ile.
  • borrow ... from (aldım) vs lent me (verdi) → yön farkı aynı metinde net.
  • tell me / told us / told each other stories → 'tell' + kişi kalıbı; 'say the same thing' → 'say' + söz.
  • journey (uzun yolculuk süreci) vs trip (belirli gezi) ayrımı yan yana.
  • affected my sister (fiil) vs a strange effect (isim) → affect/effect ayrımı.
  • smells funny (tuhaf) vs so much fun / the funniest person (komik/eğlenceli) → fun/funny üç anlamıyla.
  • its own character (iyelik, kesme yok) vs it's not just about (it is, kesme var) → its/it's ayrımı.

Temel (A2)

I do my homework every day.
Her gün ödevimi yaparım.
do + görev.
Tell me your name.
Adını söyle.
tell + kişi (me).
Can I borrow a pen?
Bir kalem ödünç alabilir miyim?
borrow = almak.
It's a nice day.
Güzel bir gün.
it's = it is.

Orta (B1)

She made a mistake but said sorry.
Hata yaptı ama özür diledi.
make a mistake; say sorry.
He lent me his charger, so I could charge my phone.
Bana şarj aletini ödünç verdi, ben de telefonumu şarj edebildim.
lend = vermek.
We went on a trip, but the journey was tiring.
Bir geziye çıktık ama yolculuk yorucuydu.
trip (gezi) + journey (yolculuk süreci).
The film was funny, and the whole night was fun.
Film komikti ve bütün gece eğlenceliydi.
funny (güldüren) + fun (keyifli).

İleri (B2-C1)

The recession affected millions, and its effects are still felt today.
Durgunluk milyonlarca kişiyi etkiledi ve etkileri bugün hâlâ hissediliyor.
affect (fiil) + its effects (iyelik + isim çoğul).
With so little time, we'll just have to make do.
Bu kadar az zamanla idare etmek zorunda kalacağız.
make do = idare etmek (deyim).
The reforms the government hopes to effect will affect every sector.
Hükümetin hayata geçirmeyi umduğu reformlar her sektörü etkileyecek.
effect (fiil, resmî: gerçekleştirmek) + affect (fiil: etkilemek) yan yana.
This design lends itself to mass production.
Bu tasarım seri üretime çok uygun.
lend itself to = uygun olmak (mecazi).

Aşağıdaki sorular kural ezberini değil, anlamı kontrol eder. Kendi cümlelerinle cevapla, sonra çözümlere bak.

kavram kontrol Anlamı düşünerek cevapla.
  1. 'Say' ve 'tell' arasındaki temel dilbilgisi farkı nedir?
  2. Sen bir kişiye kalemini veriyorsun. 'lend' mi 'borrow' mu?
  3. 'affect' mi 'effect' mi fiildir, nasıl hatırlarsın?
  4. 'The dog wagged ___ tail.' — its mi it's mi? Neden?
  5. Bir parti keyifliydi ama seni güldürmedi. 'fun' mu 'funny' mi?
  6. 'İzmir'den Van'a gidiş 20 saat sürdü.' cümlesinde travel/trip/journey'den hangisi doğal?
boşluk doldurma Doğru kelimeyi seç (make/do, say/tell, lend/borrow, affect/effect, its/it's, fun/funny, travel/trip/journey).
  1. Don't forget to ___ your homework.
  2. She ___ me that the shop was closed.
  3. Can I ___ your umbrella? It's raining.
  4. Too much sugar can ___ your mood.
  5. The cat licked ___ paws.
  6. We had so much ___ at the fair.
  7. The ___ from London to Tokyo is very long.
  8. I need to ___ a decision by tomorrow.
  9. ___ going to be a great day!
  10. He went on a business ___ to Paris.
hata düzeltme Cümledeki hatayı bul ve düzelt.
  1. She said me a funny story.
  2. Can you borrow me some money?
  3. Smoking effects your lungs.
  4. The company changed it's logo.
  5. The trip to the airport took two hours.
  6. We did a party for her birthday.
çeviri (TR→EN) Türkçeyi doğru kelime çiftiyle İngilizceye çevir.
  1. Bana gerçeği söyle.
  2. Kalemini bana ödünç verir misin?
  3. Yağmur planlarımızı etkiledi.
  4. Roma'ya güzel bir gezi yaptık.
  5. Bu şaka çok komik.
  6. Bir karar vermem gerekiyor.
sıralama Kelimeleri doğru sırayla dizerek cümle kur.
  1. me / she / a / told / secret
  2. lend / can / your / me / you / bike / ?
  3. an / had / it / on / effect / sales / big
  4. was / journey / the / long / very
  1. She ___ me she was coming.
  2. Can I ___ your charger?
  3. The noise really ___ my concentration.
  4. The town is proud of ___ history.
  5. We didn't have much, so we had to ___.
  6. The comedian was hilarious — really ___.
  7. The ___ from Ankara to Kars took 24 hours by train.
  8. I need to ___ my homework before dinner.
  9. Please ___ the truth.
  10. Look outside — ___ snowing!
  11. They went ___ a trip to the mountains.
  12. The new law will ___ significant changes to the system. (resmî)
  13. He ___ a decision to quit his job.
  14. Could you ___ me a hand with this box?

Görev: Yaptığın gerçek ya da hayalî bir seyahati anlatan 8-10 cümlelik bir paragraf yaz. Amaç, karıştırılan kelimeleri doğru kullanmak.

Rehber sorular: Nereye trip yaptın? Journey ne kadar sürdü? Kimden bir şey borrow ettin ya da kime lend ettin? Fun muydu? En funny an neydi? Hava planlarını affect etti mi, ne effect yarattı? Dönünce ailene ne said/told?

Kontrol listesi
Yazdıktan sonra şunları işaretle: (1) her 'tell'in bir kişisi var mı? (2) lend/borrow yönü doğru mu? (3) affect fiil, effect isim mi? (4) its/it's kesme doğru mu? (5) trip/journey/travel yerinde mi?
örnek cevap Aşağıda örnek bir cevap var; kendi paragrafınla karşılaştır.
  1. Örnek cevabı göster
Nereden başlanmalı?
En yüksek getirili çiftlerle başla: say/tell ve make/do günlük konuşmada en sık karıştırılanlardır. Önce say/tell'in dilbilgisi farkını (tell + kişi) net oturt; make/do'yu ise kural yerine kalıp listeleriyle (Eş Dizimler (Collocations)) öğret çünkü tam kural yoktur.

Kavram kontrolü için tercüme yaptırma; bunun yerine "Bu cümlede kim veriyor kim alıyor?" (lend/borrow), "Bu bir fiil mi isim mi?" (affect/effect) gibi ayırıcı sorular sor. Öğrenci doğru kelimeyi kuralı ezberleyerek değil, doğru soruyu sorarak bulmalı.

Etkinlik önerisi: "Odd one out" oyunu — tahtaya karışık cümleler yaz (bazıları hatalı), öğrenciler hatalıyı bulup düzeltsin ve nedenini tam cümleyle açıklasın. Bir başka etkinlik: kartlarda Türkçe cümleler ('Bana söyledi', 'Ödünç ver', 'Bir karar ver'), öğrenciler doğru İngilizce çifti seçsin. affect/effect ve its/it's için kısa dikte pratiği çok işe yarar çünkü bunlar yazı hatalarıdır.

En yaygın tek hata
Tüm gruplarda bir numaralı hata 'say me' (doğrusu 'tell me') ve 'borrow me' (doğrusu 'lend me')dir — ikisi de Türkçeden birebir çeviriden doğar. Bu ikisini erken ve tekrar tekrar düzeltmek en büyük ilerlemeyi sağlar.
  • make yeni bir şey üretir, do bir görevi yapar — emin değilsen kalıba bak (Eş Dizimler (Collocations)).
  • tell genelde bir kişi (nesne) ister (tell me); say istemez (say to me).
  • lend = ödünç vermek (veren sen), borrow = ödünç almak (alan sen, from ile).
  • affect fiildir (A→Action), effect isimdir (E→End result); effect'in nadir fiil hâli = gerçekleştirmek.
  • its iyelik (kesme yok), it's = it is/it has (kesme var) — 'it is' diyebiliyorsan it's.
  • fun keyif verir, funny güldürür ya da tuhaftır.
  • travel genel kavram, trip belirli (kısa) gezi, journey bir yerden bir yere gidiş süreci.
  • Türkçeden birebir çeviri bu kelimelerde neredeyse hep yanlış seçtirir — kelimeyi değil işlevini düşün.
  • İpucu kelimeleri (from, an ... on, own...) yardımcı olur ama garanti değildir; anlamı doğrula.
  • Sonraki adım: kelime türetme kuralları için Ön Ekler ve Son Ekler.