Açılışa Özel %30 İndirim Tüm Materyallerde
Konu Anlatımı · Genel İngilizce · Kelime & Kullanım

Phrasal VerbsÖbek Fiiller

Fiil + edat/zarf (particle) birleşimi anlamı değiştirir: get up (kalkmak), look after (bakmak), give up (bırakmak), put off (ertelemek). Ayrılabilir/ayrılamaz (turn it on / look after her) ve geçişli/geçişsiz ayrımı kritiktir. Türkçede tek fiille karşılandığı için ezber+bağlam gerekir.

Phrasal verb, bir fiile bir particle (edat veya zarf) eklenerek oluşan ve çoğu zaman tek başına fiilden tamamen farklı bir anlam kazanan öbektir: get up (kalkmak), give up (bırakmak), look after (bakmak). Türkçede bunların çoğu tek bir fiille karşılandığı için (call off = iptal etmek) öğrenci fiil+particle bağını 'çözemez' ve ezberle bağlamı birleştirmek zorunda kalır. En kritik iki ayrım ayrılabilir/ayrılamaz (turn it on ✓ / *look her after ✗) ve geçişli/geçişsiz (nesne alır / almaz) ayrımıdır. Bu konu Deyimler ve Eş Dizimler (Collocations) ile yakın akrabadır; ayrıca Kelime Türetme ile birlikte kelime dağarcığının bel kemiğini oluşturur.

A2B1B2C1phrasal verbsöbek fiillerparticleparticle verbskelimecollocationsvocabularyget uplook afterseparableinseparable~22 dk
A1Henüz tam konu değil; ama get up, sit down, stand up, come in gibi en sık öbekler kalıp olarak tanınır.
A2En yaygın 30-40 phrasal verb'ü anlam olarak tanır ve kullanır: get up, wake up, turn on/off, put on, look for, wait for.
B1Ayrılabilir/ayrılamaz farkını uygular, zamiri araya koyar (turn it off), geçişli/geçişsiz ayrımını fark eder.
B2Çok anlamlı phrasal verb'leri (take off, put up with, get over) bağlama göre çözer; register farkını sezer.
C1Üç öğeli (put up with), deyimsel ve resmi/gayriresmi tercihleri ustaca yönetir; yazıda uygun latince kökenli fiille değiştirebilir.
Hızlı Başvuru
İşlevFormülÖrnekNot
Geçişsiz (nesne yok)özne + fiil + particleThe plane took off.
Uçak kalktı.
Araya nesne giremez.
Ayrılabilir geçişlifiil + nesne + particle / fiil + particle + nesneTurn the light off. / Turn off the light.
Işığı kapat.
İkisi de doğru.
Zamir kuralıfiil + ZAMİR + particleTurn it off.
Onu kapat.
Zamir HER ZAMAN araya girer: *turn off it ✗
Ayrılamaz geçişlifiil + particle + nesneShe looks after the kids.
Çocuklara o bakıyor.
*look the kids after ✗
Üç öğelifiil + particle + edat + nesneI can't put up with this noise.
Bu gürültüye katlanamıyorum.
Hep bir arada kalır, ayrılmaz.

Phrasal verb, bir fiil ile ona eklenen küçük bir kelimenin (edat ya da zarf; buna particle denir) birleşmesinden doğan bir öbektir. Önemli olan şu: bu öbek çoğu zaman ne sadece fiilin ne de particle'ın tek başına anlamını taşır; ikisi birleşince yeni ve çoğu zaman tahmin edilemez bir anlam ortaya çıkar. Örneğin give 'vermek', up 'yukarı' demektir; ama give up 'bırakmak, vazgeçmek' anlamına gelir. Aradaki mantığı zorlamak yerine öbeği tek bir kelime gibi öğrenmek gerekir.

Neden var? İngilizce, günlük konuşmada Latince kökenli 'ağır' fiiller yerine (tolerate, extinguish, postpone) kısa ve Germen kökenli fiil+particle öbeklerini tercih eder (put up with, put out, put off). Bu yüzden phrasal verb bilmek, İngilizceyi kitabî değil doğal konuşmanın anahtarıdır. Bir konuşmacı 'The meeting was postponed' derse resmî; 'They put the meeting off' derse gündelik ve akıcı ses verir.

Türkçede bir benzeri var mı? Kısmen. Türkçede de 'karar vermek', 'göz atmak', 'yola çıkmak' gibi birleşik/deyimsel fiiller vardır; anlam tek tek kelimelerden çıkmaz. Ancak Türkçe bu anlamı çoğu zaman tek bir fiille de karşılar: call off = iptal etmek, find out = öğrenmek. İşte tam da bu yüzden phrasal verb Türk öğrenciyi zorlar: Türkçede tek fiil olan bir şeyi İngilizcede iki parçaya bölünmüş görürüz ve 'hangi particle?' sorusu ezber gerektirir.

Zihinsel Model
Phrasal verb'ü 'ikizler' gibi düşün: fiil ve particle her zaman birlikte gezer, birlikte anlam üretir. look (bakmak) tek başınadır; look after (bakmak/ilgilenmek), look for (aramak), look up (sözlükten bulmak) bambaşka ikizlerdir. Particle değişince kişilik değişir.

Neden zor? Üç sebep: (1) Anlam tahmin edilemez (opaque). (2) Aynı fiil onlarca farklı particle ile onlarca farklı anlam üretir (get up, get on, get over, get through, get by...). (3) Dilbilgisi kuralı vardır: bazı phrasal verb'ler nesneyi araya alır (turn it on), bazıları almaz (look after her). Bu konu hem kelime hem dilbilgisi konusudur; Deyimler ile aynı 'anlamı parçalardan çıkaramama' ailesindendir.

  • Phrasal verb = fiil + particle (edat/zarf): get + up = get up (kalkmak).
  • Anlam çoğu zaman parçalardan tahmin edilemez: give up = vazgeçmek (vermek+yukarı değil).
  • İki büyük dilbilgisi ayrımı: geçişli/geçişsiz (nesne alır mı?) ve ayrılabilir/ayrılamaz (nesne araya girer mi?).
  • Ayrılabilir olanda isim nesne iki yere de gelebilir: turn off the TV / turn the TV off.
  • Ama zamir nesne HER ZAMAN araya girer: turn it off ✓ — turn off it ✗.
  • Ayrılamaz olanda nesne particle'dan sonra gelir: look after the baby ✓ — look the baby after ✗.
  • Bazıları üç öğelidir: put up with (katlanmak) — bu öbek asla ayrılmaz.
  • Aynı fiil farklı particle ile farklı anlam üretir: take off, take up, take over, take in.
  • Konuşma dilinde phrasal verb, resmî yazıda tek fiil tercih edilir: put off (günlük) ≈ postpone (resmî).
  • En iyi yöntem: öbeği tek kelime gibi, örnek cümlesiyle birlikte ezberlemek.
phrasal verböbek fiil
Fiil + particle birleşiminden oluşan, çoğu zaman yeni bir anlam taşıyan öbek.
'Give up' is a common phrasal verb. 'Give up' yaygın bir öbek fiildir.
particleparticle / eklenti
Fiile eklenen küçük kelime; edat (preposition) veya zarf (adverb) olabilir. up, off, out, on, in, after...
In 'turn off', 'off' is the particle. 'turn off'ta 'off' particle'dır.
transitivegeçişli
Nesne alan phrasal verb. 'What?' sorusuna cevap verecek bir nesnesi vardır.
'Switch on' is transitive: switch on the computer. 'Switch on' geçişlidir: bilgisayarı aç.
intransitivegeçişsiz
Nesne almayan phrasal verb; tek başına anlamı tamdır.
'Break down' (car) is intransitive: The car broke down. 'Break down' geçişsizdir: Araba bozuldu.
separableayrılabilir
Nesnesi fiil ile particle arasına girebilen phrasal verb.
Separable: turn the radio off / turn off the radio. Ayrılabilir: radyoyu kapat (iki dizilim de olur).
inseparableayrılamaz
Nesnesi araya giremeyen; hep particle'dan sonra gelen phrasal verb.
Inseparable: look after the children (not *look the children after). Ayrılamaz: çocuklara bakmak.
three-part / phrasal-prepositional verbüç öğeli fiil
Fiil + zarf + edat: hep bir arada kalır, ayrılmaz.
put up with, look forward to, get on with. katlanmak, dört gözle beklemek, geçinmek.
literal vs idiomaticgerçek anlam / mecazi anlam
Bazı öbekler gerçek (sit down = otur), bazıları mecazidir (give in = pes etmek).
'Sit down' is literal; 'give in' is idiomatic. 'Sit down' gerçek, 'give in' mecazidir.

Phrasal verb'ün 'kuruluşu' özne çekimiyle değil, fiilin dilbilgisel tipiyle ilgilidir. Fiilin kendisi normal İngilizce fiili gibi çekilir (I get up, she gets up, they got up); mesele nesnenin nereye konacağıdır. Dört temel dizilim vardır.

1. Geçişsiz (nesne yok)

Formül: özne + fiil + particle. Araya hiçbir şey girmez, zaten nesne yoktur.

Please sit down.
Lütfen otur.
sit down geçişsiz; nesne yok.
My car broke down on the motorway.
Arabam otoyolda bozuldu.
break down = (araç) bozulmak, geçişsiz.
We should set off before dawn.
Şafaktan önce yola çıkmalıyız.
set off = yola çıkmak, geçişsiz.

2. Ayrılabilir geçişli (isim nesne)

Formül: fiil + nesne + particle VEYA fiil + particle + nesne. İsim nesne olduğunda ikisi de doğrudur; anlam değişmez.

Turn off the lights. / Turn the lights off.
Işıkları kapat.
İki dizilim de geçerli; isim nesne serbest.
Fill in this form, please. / Fill this form in, please.
Lütfen bu formu doldur.
fill in = doldurmak (form), ayrılabilir.
They called off the meeting. / They called the meeting off.
Toplantıyı iptal ettiler.
call off = iptal etmek.
Zamir Kuralı — İstisnasız
Nesne bir zamir ise (it, them, him, her, us...), ayrılabilir phrasal verb'te zamir her zaman araya girer: Turn it off ✓ / Turn off it ✗. Bunu bir kanun gibi belle: zamir asla particle'ın arkasına saklanmaz.

3. Ayrılamaz geçişli

Formül: fiil + particle + nesne. İsim de olsa zamir de olsa nesne particle'dan SONRA gelir; araya asla girmez.

She looks after her grandmother. / She looks after her.
Büyükannesine bakıyor. / Ona bakıyor.
look after ayrılamaz; zamir bile araya girmez.
I came across an old photo. / I came across it.
Eski bir fotoğrafa denk geldim. / Ona denk geldim.
come across = rastlamak, ayrılamaz.

Olumsuz ve soru

Phrasal verb'ün olumsuzu ve sorusu, içindeki fiilin normal kuralıyla yapılır; particle sadece fiile 'yapışık' kalır. Yardımcı fiil (do/does/did, be, will vb.) fiilin önüne geçer, particle yerinde durur.

I didn't give up. / Did you give up?
Vazgeçmedim. / Vazgeçtin mi?
did + give up; particle 'up' yerinde.
She isn't getting on with her boss. / Is she getting on with her boss?
Patronuyla geçinemiyor. / Patronuyla iyi geçiniyor mu?
be + getting on with; üç öğeli, hiç ayrılmaz.
Yanlış Turn off it before you leave.
Doğru Turn it off before you leave.
Gitmeden önce onu kapat.
Zamir nesne (it) ayrılabilir phrasal verb'te asla particle'ın arkasına konmaz; her zaman araya girer.
Yanlış She looks her sister after every weekend.
Doğru She looks after her sister every weekend.
Her hafta sonu kız kardeşine bakıyor.
look after ayrılamaz bir phrasal verb'tür; nesne araya giremez, particle'dan sonra gelmeli.
Kısa cevaplarda phrasal verb
SoruOlumlu kısa cevapOlumsuz kısa cevap
Did they call it off?Yes, they did.No, they didn't.
Have you filled it in?Yes, I have.No, I haven't.
Is he getting over the flu?Yes, he is.No, he isn't.

Phrasal verb'ler günlük hayatın her alanına yayılır. Aşağıda en sık kullanılan anlam gruplarını, en yaygından daha özele doğru, bol örnekle veriyoruz. Her öbeği örnek cümlesiyle birlikte ezberlemeye çalış.

1) Günlük rutin ve hareket

I usually get up at seven and wake up my kids.
Genelde yedide kalkarım ve çocuklarımı uyandırırım.
get up (kalkmak, geçişsiz), wake up (uyandırmak, ayrılabilir).
Hurry up, we're going to be late!
Acele et, geç kalacağız!
hurry up = acele etmek, geçişsiz.
Put on your coat; it's cold outside.
Montunu giy; dışarısı soğuk.
put on = giymek, ayrılabilir (put it on).
We set off early to beat the traffic.
Trafiğe yakalanmamak için erken yola çıktık.
set off = yola çıkmak.

2) Teknoloji ve cihazlar

Can you turn on the heating? / Turn it on.
Kaloriferi açar mısın? / Onu aç.
turn on = açmak (cihaz), ayrılabilir.
Don't forget to switch off the oven.
Fırını kapatmayı unutma.
switch off = kapatmak; turn off ile eş anlamlı.
My phone keeps shutting down.
Telefonum sürekli kapanıyor.
shut down = kapanmak/kapatmak.
Please plug in the charger.
Lütfen şarj aletini prize tak.
plug in = fişe takmak.

3) İş ve organizasyon

The manager called off the meeting at the last minute.
Müdür toplantıyı son dakikada iptal etti.
call off = iptal etmek.
We had to put off the launch until March.
Lansmanı Mart'a ertelemek zorunda kaldık.
put off = ertelemek (≈ postpone).
She's taking over the department next month.
Gelecek ay bölümü devralıyor.
take over = devralmak.
Let's carry on with the presentation.
Sunuma devam edelim.
carry on = devam etmek.

4) İlişkiler ve iletişim

I get on well with my colleagues.
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim.
get on with = geçinmek, üç öğeli.
They broke up after five years together.
Beş yıl birlikte olduktan sonra ayrıldılar.
break up = (çift) ayrılmak.
Can you speak up? I can't hear you.
Sesini yükseltir misin? Seni duyamıyorum.
speak up = daha yüksek sesle konuşmak.
She looks after her elderly parents.
Yaşlı anne babasına bakıyor.
look after = ilgilenmek, bakmak.

5) Öğrenme, bilgi ve keşif

I looked up the word in a dictionary.
Kelimeyi sözlükten baktım.
look up = (sözlükten) bulmak, ayrılabilir.
How did you find out about the job?
İşi nereden öğrendin?
find out = öğrenmek/ortaya çıkarmak.
We came across a lovely little café.
Şirin, küçük bir kafeye rastladık.
come across = tesadüfen bulmak.
It took me a while to work out the answer.
Cevabı çözmem biraz zaman aldı.
work out = çözmek/hesaplamak.

6) Duygular ve zorluklar (daha ileri)

It took her months to get over the breakup.
Ayrılığı atlatması aylar aldı.
get over = (bir şeyi) atlatmak, ayrılamaz.
I can't put up with this noise any longer.
Bu gürültüye artık katlanamıyorum.
put up with = katlanmak, üç öğeli.
Don't give up; you're almost there.
Pes etme; neredeyse başardın.
give up = pes etmek/bırakmak.
She finally opened up about her feelings.
Sonunda duygularını açtı.
open up = içini dökmek.

Phrasal verb'lerde 'zaman ifadesi' yoktur (bunlar zaman değil kelime konusudur), ama her phrasal verb belirli nesnelerle ve bağlamlarla eşdizim (collocation) yapar. Doğru particle'ı hatırlamanın en güçlü yolu, o öbeğin tipik nesnesini birlikte belleğe kaydetmektir. Aşağıdaki tablo sık çiftleri gösterir.

Phrasal verb + tipik nesne çiftleri
Phrasal verbAnlamSık kullanılan nesne / bağlam
turn on / offaçmak / kapatmakthe light, the TV, the tap, the engine
put on / take offgiymek / çıkarmakyour coat, shoes, glasses, make-up
fill in / outdoldurmaka form, an application, a questionnaire
call offiptal etmeka meeting, a match, a wedding, a deal
give upbırakmaksmoking, chocolate, hope, your job
look afterbakmakchildren, a pet, the house, a patient
get overatlatmakan illness, a shock, a breakup, jet lag
run out oftükenmekmoney, time, milk, patience, ideas
İpucu Kelime Garanti Değil
Bir nesneyi görünce 'kesin şu particle gelir' diye düşünme. Aynı nesne farklı particle'larla farklı anlam üretir: give up smoking (bırakmak) ≠ take up smoking (başlamak). Nesne yön verir ama anlamı bağlam belirler; kalıbı bir bütün olarak sabitle.

Phrasal verb'lerin en zorlu tarafı, çok anlamlılıktır: aynı öbek bağlama göre bambaşka anlamlar taşıyabilir. take off bir uçak için 'kalkmak', bir giysi için 'çıkarmak', bir iş için 'birden başarılı olmak/patlama yapmak' anlamına gelir. Doğru anlamı tahmin etmenin yolu özneye ve nesneye bakmaktır.

The plane took off on time.
Uçak zamanında kalktı.
take off = (uçak) kalkmak.
Take off your wet shoes.
Islak ayakkabılarını çıkar.
take off = çıkarmak (giysi).
Her business really took off last year.
İşi geçen yıl gerçekten patlama yaptı.
take off = birden başarılı olmak.

İkinci incelik: particle çoğu zaman bir 'anlam yönü' taşır. Bunu sezmek, yeni öbekleri tahmin etmene yardım eder. up genelde tamamlanma/artış (finish/increase: eat up, use up, speak up); out ortaya çıkma veya bitirme (find out, run out, sort out); on devam etme (carry on, go on); off ayrılma/durdurma (take off, call off, break off); down azalma veya kayıt (calm down, write down).

Puf Noktası — Particle Sezgisi
up = 'tamamen/bitene kadar' (drink it up = son damlasına kadar iç), out = 'sıfırdan görünür hale' (find out = ortaya çıkarmak), on = 'devam' (carry on), down = 'sakinleş/azalt/yaz' (calm down, note down). Bu bir kural değil, bir koku; yüzde yüz değil ama tahmini büyük ölçüde kolaylaştırır.

Üçüncü incelik: vurgu ve doğallık. Konuşmada phrasal verb kullanmak, seni ana dili İngilizce olan biri gibi gösterir. 'We need to discuss this' doğrudur ama biraz resmî; 'We need to talk this over' daha sıcak ve doğaldır. Doğru register seçimi, ne dediğin kadar nasıl algılandığını da belirler.

Türkçe phrasal verb'e en yakın yapı birleşik/deyimsel fiillerdir (yola çıkmak, göz atmak, vazgeçmek, denk gelmek). Ancak iki dil arasında kritik farklar vardır ve bu farklar Türk öğrencinin en sık hatalarının kaynağıdır.

  • Türkçe çoğu phrasal verb'ü tek fiille karşılar (call off = iptal etmek, find out = öğrenmek). Bu yüzden öğrenci 'hangi particle?' bilgisini üretemez, ezberlemek zorundadır.
  • Türkçede kelime sonuna ek gelir (kalk-tı-m); İngilizcede anlam ayrı bir particle'a dağılır (get up). Beynimiz 'ekleri' arar ama İngilizce particle'ı fiilden ayırabilir.
  • Türkçede nesne + fiil sırası (kitabı oku) doğal; İngilizcede ayrılabilir phrasal verb'te nesnenin yeri değişebilir (turn the TV off / turn off the TV) — bu esneklik Türkçede yoktur.
  • Türkçe 'için/-e/-den' gibi durum eklerini fiile bağlar; İngilizcede yanlış edat seçilirse (wait for ✓ / *wait to ✗) anlam bozulur. Edat=particle seçimi Türkçedeki durum ekinin karşılığı gibidir ama birebir örtüşmez.
Yanlış I am looking my little brother.
Doğru I am looking after my little brother.
Küçük kardeşime bakıyorum.
Türkçede 'bakmak' tek fiil olduğu için öğrenci particle'ı düşürür. 'look' tek başına 'bakmak (göz atmak)' demektir; 'ilgilenmek/bakmak' için 'after' particle'ı şarttır.
Yanlış We waited the bus for an hour.
Doğru We waited for the bus for an hour.
Bir saat otobüsü bekledik.
Türkçede 'otobüsü beklemek' doğrudan nesne alır; İngilizcede 'wait' nesnesini 'for' ile alır (wait for something). 'for'u düşürmek Türkçe mantığından kaynaklanan tipik bir hatadır.
Yanlış She gave up to smoke.
Doğru She gave up smoking.
Sigarayı bıraktı.
Türkçede 'içmeyi bırakmak' mastar gibi hissedilir ama 'give up' particle'lı bir fiildir ve ardından -ing (gerund) alır: give up + V-ing. 'to smoke' yanlıştır.

Phrasal verb'ler birkaç komşu konuyla karıştırılır. Aralarındaki farkı netleştirelim.

Phrasal verb ve komşu yapılar
YapıNe demekÖrnekFark
Phrasal verbFiil + particle, yeni anlamgive up (pes etmek)Anlam parçalardan çıkmaz; dilbilgisel kuralı var (ayrılabilir/ayrılamaz).
Prepositional verbFiil + sabit edat, anlam daha şeffafwait for, listen to, depend onEdat hep nesneden önce; genelde ayrılamaz. Sınır bulanık; birçok kaynak ikisini birlikte anar.
Idiom (Deyimler)Sabit kalıp, tamamen mecazikick the bucket (nalları dikmek)Idiom bir cümle/öbek kalıbı; phrasal verb bir fiildir ve çekilir.
Collocation (Eş Dizimler (Collocations))Sık birlikte kullanılan kelimelermake a decision, heavy rainAnlam şeffaf; sadece 'doğru eş' seçimi. Phrasal verb'te anlam gizlenir.
Fiil + zarf (gerçek)Zarf yönü belirtir, anlam sabitwalk away, look up (başını kaldır)Anlam gerçek/tahmin edilebilir; deyimsel phrasal verb'ten farkı budur.
Sınır Neden Bulanık?
Dilbilimciler 'prepositional verb' (wait for) ile 'phrasal verb' (turn off) arasını ince ölçütlerle ayırır: particle bir zarf mı (vurgulanabilir, hareket ettirilebilir) yoksa edat mı (nesneye bağlı)? Pratikte öğrenci için en yararlı ayrım ayrılabilir mi, değil mi sorusudur. Bu konu Eş Dizimler (Collocations) ve Deyimler ile birlikte 'kelimeleri kalıp olarak öğrenme' ailesinin parçasıdır.
En Sık Tek Hata
En yaygın hata, zamir nesneyi ayrılabilir phrasal verb'te particle'ın arkasına koymaktır: turn off it ✗. Doğrusu her zaman turn it off ✓. Bir tek bunu düzeltmek bile İngilizceni belirgin biçimde doğrular.
Yanlış Please turn off it.
Doğru Please turn it off.
Lütfen onu kapat.
Zamir nesne (it) ayrılabilir phrasal verb'te asla particle'dan sonra gelmez; her zaman fiil ile particle arasına girer.
Yanlış I look the children after on Sundays.
Doğru I look after the children on Sundays.
Pazarları çocuklara bakarım.
look after ayrılamaz bir phrasal verb'tür; nesne (isim de olsa) araya konamaz, particle'dan sonra gelmelidir.
Yanlış She gave up to eat sugar.
Doğru She gave up eating sugar.
Şeker yemeyi bıraktı.
give up'tan sonra fiil gelirse -ing (gerund) alır, mastar (to eat) değil. Bu, phrasal verb + gerund kalıbının ihlalidir.
Yanlış We waited for to start the film.
Doğru We waited for the film to start.
Filmin başlamasını bekledik.
wait for'dan sonra nesne (the film) gelmeli, hemen mastar değil. 'for' + nesne + to + fiil kalıbı doğrudur.
Yanlış He is looking for his keys everywhere but can't find out them.
Doğru He is looking for his keys everywhere but can't find them.
Anahtarlarını her yerde arıyor ama bulamıyor.
find out = bilgiyi öğrenmek/ortaya çıkarmak; nesne bulmak için sadece 'find' kullanılır. Yanlış phrasal verb seçimi anlamı bozar.
Yanlış I can't put up this noise.
Doğru I can't put up with this noise.
Bu gürültüye katlanamıyorum.
put up with üç öğeli bir fiildir; 'with' düşürülemez. 'with' olmadan öbek eksik kalır ve 'katlanmak' anlamı çıkmaz.
Yanlış The meeting was call off.
Doğru The meeting was called off.
Toplantı iptal edildi.
Edilgen yapıda fiil past participle olmalı: was called off. Particle (off) yerinde kalır ama fiil çekilmelidir.
Yanlış Please fill this form.
Doğru Please fill in this form. / Please fill this form in.
Lütfen bu formu doldur.
Form doldurmak için 'fill' değil 'fill in / fill out' gerekir. 'fill' tek başına 'doldurmak (kap, boşluk)' anlamındadır; form için particle şarttır.
Yanlış I'm really looking forward to see you.
Doğru I'm really looking forward to seeing you.
Seni görmeyi dört gözle bekliyorum.
look forward to'daki 'to' bir mastar edatı değil, edattır; ardından -ing (gerund) gelir: looking forward to seeing. Bu, öğrencilerin en çok yanıldığı üç öğeli fiildir.
Yanlış She grew a nice family up.
Doğru She grew up in a nice family.
Güzel bir ailede büyüdü.
grow up geçişsizdir (büyümek, yetişkin olmak); nesne almaz. Nesne eklemek yapıyı bozar. 'Bir çocuk büyütmek' için ayrı bir fiil (bring up) gerekir.

Phrasal verb'lerin kuralları geneldir ama birkaç özel durum vardır. Bunları bilmek ileri seviyeyi ayırır.

  • Bazı ayrılabilir fiiller uzun nesnede ayrılmaz. Nesne çok uzunsa, doğal İngilizce nesneyi sona atar: Turn off all the lights that are still on in the upstairs rooms. (Araya koymak kulağı yorar.)
  • Bazı phrasal verb'ler yalnızca edilgen kullanılır ya da isimleşir: a checkup (muayene), a takeoff (kalkış), a breakdown (çöküş/arıza) — fiil isme dönüşünce bitişik yazılır.
  • Üç öğeli fiiller asla ayrılmaz: put up with, get on with, look forward to, come up with, run out of. Nesne hep en sonda.
  • Aynı öbek geçişli ve geçişsiz olabilir: break down geçişsiz 'bozulmak' (The car broke down) veya geçişli 'analiz etmek/ayrıştırmak' (Break the problem down).
The plane's takeoff was delayed by fog.
Uçağın kalkışı sis yüzünden gecikti.
take off → isim: takeoff (bitişik).
He had a nervous breakdown last year.
Geçen yıl sinir krizi geçirdi.
break down → isim: breakdown.
Can you come up with a better idea?
Daha iyi bir fikir bulabilir misin?
come up with = (fikir) üretmek, üç öğeli, ayrılmaz.
Yanlış Turn all the lights in the house off.
Doğru Turn off all the lights in the house.
Evdeki bütün ışıkları kapat.
Nesne uzun olduğunda ('all the lights in the house') doğal İngilizce onu araya sıkıştırmaz; particle'ı fiile yakın tutup nesneyi sona atmayı tercih eder.

Phrasal verb'ler günlük konuşmanın kalbindedir. Aynı fikri phrasal verb'le söylemek, tek fiille söylemekten çok daha doğal ve sıcak durur. Aşağıdaki diyalog, sıradan bir sabahın phrasal verb'lerle nasıl dolu olduğunu gösterir.

Anne:Come on, get up! You'll be late for school.
Çocuk:Five more minutes... I stayed up too late last night.
Anne:No more excuses. Get dressed, and don't forget to turn off your lamp.
Çocuk:Okay, okay. Have you seen my hoodie? I can't find it.
Anne:You left it in the wash. Just put on the blue one and hurry up.
Çocuk:Fine. Can you drop me off at the corner today?
Anne:Sure, but we need to set off in five minutes, so speed up!
Anne: Hadi, kalk! Okula geç kalacaksın. — Çocuk: Beş dakika daha... Dün gece çok geç yattım. — Anne: Bahane yok. Giyin ve lambanı kapatmayı unutma. — Çocuk: Tamam tamam. Kapüşonlumu gördün mü? Bulamıyorum. — Anne: Çamaşırda bıraktın. Mavi olanı giy ve acele et. — Çocuk: Peki. Bugün beni köşede bırakabilir misin? — Anne: Tabii, ama beş dakikaya çıkmamız lazım, o yüzden hızlan!
get up, stay up, get dressed, turn off, put on, hurry up, drop off, set off, speed up — hepsi tek bir kısa konuşmada.
Hang on a second, I'll be right there.
Bir saniye bekle, hemen geliyorum.
hang on = bekle (günlük).
I'm going to chill out this weekend.
Bu hafta sonu takılıp dinleneceğim.
chill out = rahatlamak (çok gündelik).
Let's catch up over coffee soon.
Yakında bir kahve içip hasret giderelim.
catch up = (haberleşmek için) buluşmak.

Akademik ve resmî yazıda ilginç bir denge vardır. Bir yandan bazı phrasal verb'ler (carry out, point out, set up, bring about, result in) akademik metnin standart parçasıdır. Öte yandan, gündelik/deyimsel phrasal verb'ler (put up with, get across, sort out) resmî yazıda tek fiilli Latince kökenli karşılıklarıyla değiştirilir (tolerate, convey, resolve). Doğru register seçimi olgunluk göstergesidir.

Günlük phrasal verb → resmî tek fiil
Günlük (phrasal)Resmî (tek fiil)Anlam
put offpostponeertelemek
find outdiscover / determineöğrenmek/saptamak
give upabandon / relinquishvazgeçmek/bırakmak
look intoinvestigate / examinearaştırmak/incelemek
put up withtoleratekatlanmak
go up / go downincrease / decreaseartmak/azalmak
The researchers carried out a series of experiments.
Araştırmacılar bir dizi deney yürüttü.
carry out = yürütmek; akademik metinde standart.
The report points out several limitations.
Rapor birçok sınırlamaya dikkat çekiyor.
point out = dikkat çekmek; resmî yazıda uygun.
These factors bring about significant change.
Bu etkenler önemli bir değişime yol açar.
bring about = -e yol açmak; formal.
The study set out to examine how sleep deprivation affects memory. Researchers carried out a controlled experiment in which participants were divided into two groups. The first group carried on their normal routine, while the second was kept up for twenty-four hours. The team pointed out that reaction times went up sharply in the sleep-deprived group, and error rates increased in parallel. When the results were broken down by age, the effect turned out to be stronger among older participants. The authors did not rule out other explanations, but they set forth a clear hypothesis: even a single night without sleep can bring about measurable cognitive decline. Future work should look into whether these effects can be reversed with recovery sleep.
Çalışma, uyku yoksunluğunun belleği nasıl etkilediğini incelemek üzere yola çıktı. Araştırmacılar, katılımcıların iki gruba ayrıldığı kontrollü bir deney yürüttü. Birinci grup normal rutinine devam ederken, ikinci grup yirmi dört saat uyanık tutuldu. Ekip, uyku yoksunu grupta tepki sürelerinin keskin biçimde arttığına dikkat çekti ve hata oranları da buna paralel yükseldi. Sonuçlar yaşa göre ayrıştırıldığında etkinin yaşlı katılımcılarda daha güçlü olduğu ortaya çıktı. Yazarlar başka açıklamaları elemedi, ancak net bir hipotez ortaya koydu: tek bir uykusuz gece bile ölçülebilir bir bilişsel gerilemeye yol açabilir. Gelecekteki çalışmalar, bu etkilerin telafi uykusuyla tersine çevrilip çevrilemeyeceğini araştırmalıdır.
Analiz:
  • set out to = -e girişmek/yola çıkmak; akademik giriş kalıbı.
  • carry out = (deney/araştırma) yürütmek; en yaygın akademik phrasal verb'lerdendir.
  • point out = dikkat çekmek; bulguları sunarken standart.
  • go up / increase yan yana: resmî yazıda ikisi de kullanılabilir, çeşitlilik sağlar.
  • break down (results) = ayrıştırmak/analiz etmek; burada geçişli kullanım.
  • turn out = -in olduğu ortaya çıkmak; sonucu duyururken çok kullanılır.
  • rule out = elemek/dışlamak ve set forth = ortaya koymak: ikisi de resmî register.
Last Saturday started badly. My alarm went off at six, but I turned it off and dozed for another hour, so I woke up late. I jumped out of bed, threw on some clothes, and rushed downstairs. I was supposed to pick up my friend Deniz at eight; we had planned to set off early for a hiking trip. When I tried to start the car, it wouldn't turn over — the battery had run down overnight. I couldn't work out what was wrong, so I called Deniz to fill her in. She told me to calm down and offered to sort it out. Twenty minutes later, she turned up with jumper cables. We hooked them up, the engine started, and we set off at last, only an hour behind schedule. On the way, we stopped off at a small bakery we had come across the week before. By the time we got to the trail, the sun had come out and the bad start had turned into a great day. We ended up walking for hours, chatting, and taking photos. We had set out to reach the summit, and although we slowed down near the top, we never turned back. Deniz kept cheering me on whenever I felt like giving in. Halfway up, dark clouds rolled in and we had to put up with a light drizzle, but it soon cleared up. Later, as we headed home, we talked over everything that had gone wrong that day and ended up laughing about all of it. When I look back on it now, I realise the morning went wrong, but everything worked out in the end. Deniz never gave up on the plan, and neither did I. Sometimes you just have to keep going, put up with a few problems, and trust that things will come together. We didn't get back until dark, exhausted but happy, already looking forward to our next trip.
Geçen Cumartesi kötü başladı. Alarmım altıda çaldı ama onu kapatıp bir saat daha uyukladım, bu yüzden geç uyandım. Yataktan fırlayıp üstüme bir şeyler geçirdim ve aşağıya koştum. Saat sekizde arkadaşım Deniz'i alacaktım; bir yürüyüş gezisi için erken yola çıkmayı planlamıştık. Arabayı çalıştırmaya çalıştığımda marş dönmedi — akü gece boyunca bitmişti. Neyin yanlış olduğunu çözemedim, ben de Deniz'i arayıp durumu anlattım. Bana sakin olmamı söyledi ve halletmeyi önerdi. Yirmi dakika sonra takviye kablolarıyla çıkageldi. Kabloları bağladık, motor çalıştı ve nihayet, sadece bir saat gecikmeyle yola çıktık. Yolda, bir hafta önce rastladığımız küçük bir fırında durduk. Patikaya vardığımızda güneş çıkmıştı ve kötü başlangıç harika bir güne dönüşmüştü. Sonunda saatlerce yürüdük, sohbet ettik ve fotoğraf çektik. Zirveye ulaşmak için yola çıkmıştık ve tepeye yakın yavaşlasak da asla geri dönmedik. Ne zaman pes etmek istesem Deniz beni yüreklendirdi. Yarı yolda kara bulutlar toplandı ve hafif bir çiseleyen yağmura katlanmak zorunda kaldık, ama hava kısa sürede açtı. Sonra eve dönerken, ters giden her şeyi enine boyuna konuştuk ve sonunda buna gülüp geçtik. Şimdi geriye dönüp baktığımda, sabahın ters gittiğini ama sonunda her şeyin yoluna girdiğini anlıyorum. Deniz plandan asla vazgeçmedi, ben de vazgeçmedim. Bazen sadece devam etmen, birkaç soruna katlanman ve her şeyin toparlanacağına güvenmen gerekir. Karanlık basana kadar dönmedik, yorgun ama mutluyduk ve şimdiden bir sonraki gezimizi dört gözle bekliyorduk.
Analiz:
  • go off = (alarm) çalmak; turn off = kapatmak — aynı particle 'off' iki farklı öbekte iki farklı anlam.
  • wake up (uyanmak) ile woke up: düzensiz geçmiş; particle 'up' değişmeden kalır.
  • run down = (akü/pil) bitmek; work out = çözmek/anlamak — ikisi de geçişsiz/geçişli fark taşır.
  • fill somebody in = birini bilgilendirmek; ayrılabilir (fill her in) — zamir araya girdi.
  • turn up = beklenmedik/gecikmeli gelmek; come across = tesadüfen bulmak (geçmiş: came across).
  • come out = (güneş) çıkmak; end up + V-ing = sonunda bir şey yapmak.
  • put up with = katlanmak (üç öğeli); look forward to + V-ing = dört gözle beklemek — 'to'dan sonra -ing dikkat.
  • work out (burada) = yoluna girmek/iyi sonuçlanmak: aynı öbeğin ikinci anlamı, bağlamdan çözülür.
  • set out to = -e girişmek/niyetlenmek; slow down = yavaşlamak; turn back = geri dönmek — hareket ve niyet öbekleri.
  • cheer somebody on = birini yüreklendirmek/desteklemek; give in = pes etmek; roll in = (bulut) toplanıp gelmek; clear up = (hava) açmak; talk over = enine boyuna konuşmak.

Temel (A2) — en sık, gerçek anlamlı öbekler

I get up early every day.
Her gün erken kalkarım.
get up geçişsiz; gerçek anlam.
Please sit down and turn off your phone.
Lütfen otur ve telefonunu kapat.
sit down (geçişsiz) + turn off (ayrılabilir).
Put on your jacket; it's cold.
Ceketini giy; hava soğuk.
put on = giymek.

Orta (B1) — ayrılabilir/ayrılamaz ve zamir kuralı

I've filled the form in. / I've filled it in.
Formu doldurdum. / Onu doldurdum.
fill in ayrılabilir; zamir (it) araya girer.
She looks after her younger brother after school.
Okuldan sonra küçük kardeşine bakar.
look after ayrılamaz.
They called off the wedding, and everyone was shocked.
Düğünü iptal ettiler ve herkes şoke oldu.
call off ayrılabilir; burada isim nesne particle'dan sonra.

İleri (B2-C1) — çok anlamlılık, üç öğeli, register

It took him a year to get over losing his job.
İşini kaybetmesini atlatması bir yıl aldı.
get over = atlatmak; ardından -ing (losing).
I don't know how you put up with such rudeness.
Böyle bir kabalığa nasıl katlanıyorsun bilmiyorum.
put up with = katlanmak, üç öğeli, ayrılmaz.
The committee has yet to come up with a workable solution.
Komite henüz uygulanabilir bir çözüm üretemedi.
come up with = (fikir/çözüm) üretmek; resmî bağlamda bile doğal.
Sales figures have tapered off since the summer peak.
Satış rakamları yaz zirvesinden bu yana giderek azaldı.
taper off = giderek azalmak; C1 düzeyi, ekonomik/rapor dili.

Aşağıdaki sorular kural değil anlam ve kavrama ölçer. Cevaplamadan önce her cümlenin bağlamını düşün; sonra cevapları aç.

Kavram kontrol Her soruyu kendi kelimelerinle yanıtla; sonra verilen cevapla karşılaştır.
  1. 'The plane took off' ve 'Take off your shoes' cümlelerinde 'take off' aynı anlama mı gelir? Neden?
  2. 'Turn off it' neden yanlıştır?
  3. 'look after' ile 'look for' arasındaki fark nedir?
  4. 'She gave up smoking' cümlesinde neden 'smoking' (gerund) var, 'to smoke' değil?
  5. 'put off' resmî bir rapora uygun mu? Değilse ne kullanılır?
Boşluk doldurma Uygun particle'ı yerleştir (up, off, after, for, out, on, with).
  1. Could you turn ___ the music? It's too loud.
  2. I'm looking ___ my glasses. Have you seen them?
  3. We need to find ___ what time the train leaves.
  4. She can't put up ___ his constant complaining.
  5. Please look ___ the children while I'm gone.
  6. Don't give ___ — you can do this!
Hata düzeltme Cümledeki hatayı bul ve düzelt.
  1. Please turn off it before you go.
  2. I look my sister after every weekend.
  3. He gave up to drink coffee.
  4. We waited the bus for twenty minutes.
  5. I'm looking forward to see you.
Türkçeden çeviri Cümleleri phrasal verb kullanarak İngilizceye çevir.
  1. Toplantıyı yarına ertelediler.
  2. Onu (ışığı) kapatmayı unutma.
  3. Hastalığı atlatması iki hafta aldı.
  4. Bu formu doldurabilir misin?
  5. İş arkadaşlarımla iyi geçinirim.
Sıralama (kelimeleri diz) Karışık kelimeleri doğru sıraya koy.
  1. off / the / turn / TV / please
  2. it / can't / with / I / put / up
  3. after / who / the / looks / dog / ?
  4. up / she / picked / me / the / at / station
  1. Choose the correct sentence:
  2. She's very tired because she ___ late last night.
  3. I need to ___ this word; I don't know what it means.
  4. Which phrasal verb means 'to tolerate'?
  5. The meeting was ___ because of the storm.
  6. He decided to ___ smoking for his health.
  7. Can you ___ the baby while I cook?
  8. Which sentence is grammatically correct?
  9. My car ___ on the way to work this morning.
  10. We've ___ milk. Can you buy some?
  11. It took her a long time to ___ the divorce.
  12. In formal writing, 'find out' is often replaced by:

Görev: 'Zor bir günü nasıl atlattım' (How I got through a difficult day) başlıklı, en az 8 farklı phrasal verb içeren kısa bir paragraf (120-150 kelime) yaz. Amaç, öbekleri gerçek bir bağlamda, doğru dilbilgisiyle (ayrılabilir/ayrılamaz, zamir yeri) kullanabildiğini göstermek.

  • Rehber sorular: Gün nasıl başladı? Ne ters gitti (break down, run out of, mess up)?
  • Bir sorunu nasıl çözdün (work out, sort out, come up with)?
  • Kimden yardım aldın veya kimi aradın (call up, turn to, fill in)?
  • Gün nasıl bitti (turn out, end up, cheer up, look forward to)?
  • En az 2 ayrılabilir öbekte bir zamir kullan (turn it off, sort it out) ve doğru sırala.
Örnek Cevap (Model)
My day got off to a bad start. My alarm didn't go off, so I woke up late and had to rush. On the way to work, my bus broke down, and I nearly ran out of patience. I called up my boss to fill her in, and luckily she told me to calm down. At the office, the printer wouldn't turn on, but a colleague helped me sort it out. By lunchtime, things had started to look up. In the afternoon, we came up with a great idea for the project, and my mood cheered up completely. In the end, the day turned out much better than I expected, and now I'm looking forward to tomorrow.
Nereden Başlamalı?
Phrasal verb'leri listeler halinde ezberletmeyin ('30 phrasal verb with GET'). Bu bunaltıcıdır ve unutulur. Bunun yerine anlam grupları veya senaryolarla öğretin: bir sabah rutini (get up, wake up, turn off, put on), bir yolculuk (set off, drop off, break down), bir hastalık (come down with, get over). Öbek, hikâyenin içinde yaşarsa akılda kalır.

Sıralama önerisi: (1) Önce sık, gerçek anlamlı geçişsiz öbekler (sit down, stand up). (2) Sonra ayrılabilir geçişli + zamir kuralı (turn it off) — bu en yüksek getirili dilbilgisi noktasıdır. (3) Ardından ayrılamaz öbekler (look after). (4) En son üç öğeli ve çok anlamlı öbekler (put up with, take off). Her aşamada özgün cümle ürettirin.

Kavram kontrolü: 'Turn off it' neden yanlış? sorusunu sınıfa sorun; öğrenci kuralı kendi ağzından ifade edince kalıcılık artar. Etkinlik: 'Phrasal verb bingosu' (kartlarda anlam, öğretmen öbeği söyler) veya 'senaryo canlandırma' (bir güne dair her cümlede bir phrasal verb zorunlu). Yaygın Türk-öğrenci hatası olarak particle düşürme (look sister, wait bus) ve zamir yeri (turn off it) üzerinde ısrarla durun.

  • Phrasal verb = fiil + particle; anlam çoğu zaman parçalardan çıkmaz — öbeği tek kelime gibi öğren.
  • İki temel dilbilgisi ayrımı: geçişli/geçişsiz (nesne var mı?) ve ayrılabilir/ayrılamaz (nesne araya girer mi?).
  • Altın kural: zamir nesne ayrılabilir öbekte HER ZAMAN araya girer — turn it off ✓, turn off it ✗.
  • Ayrılamaz öbeklerde ve üç öğeli fiillerde nesne particle'dan sonra gelir: look after her, put up with it.
  • Particle'lar anlam yönü taşır: up (tamamlanma), out (ortaya çıkma), on (devam), off (ayrılma), down (azalma/kayıt).
  • Aynı öbek bağlama göre farklı anlam alır (take off = kalkmak/çıkarmak/patlama yapmak); anlamı özne ve nesne belirler.
  • Konuşmada phrasal verb doğal, resmî yazıda tek fiilli karşılık (put off → postpone) tercih edilir.
  • Türk öğrencinin baş tuzakları: particle düşürme (wait for), yanlış zamir yeri, give up + to (doğrusu + V-ing).
  • Bu konu Deyimler ve Eş Dizimler (Collocations) ile akrabadır; kelime dağarcığını Kelime Türetme ile birlikte güçlendirir.
  • En etkili öğrenme: her öbeği örnek cümlesiyle ve tipik nesnesiyle birlikte belleğe kaydetmek.