Konu Anlatımı · IELTS Kelime · Tema

Money & the EconomyIELTS Para ve Ekonomi Kelime & Collocation

Para ve ekonomi (money & the economy) IELTS'te üniversite eğitimi kadar sık dönen bir temadır. Bu sayfa, ezber kelime yerine doğal collocation ve Band 7-9 cümle kalıpları üzerinden hem Writing Task 2 hem Speaking için kullanıma hazır bir ekonomi kelime dağarcığı kurar.

Ekonomi teması IELTS Writing Task 2 ve Speaking'de en yüksek frekanslı konulardan biridir; bu rehber tekrarsız, doğal collocation'larla Band 7+ lexical resource kazandırır. Genel yöntem için genel kelime stratejisi sayfasına, kalıpların tam cevaplardaki kullanımı için model cevaplar sayfasına bakabilirsin.

IELTSKelimeMoney & EconomyCollocation~16 dk
TemaMoney & the Economy / Para ve Ekonomi
Kapsam48 collocation + Band 7-9 cümle
BeceriWriting Task 2 + Speaking
Konu Özeti

En çok işine yarayacak 8 kalıp:

  • economic growth — ekonomik büyüme
  • income inequality — gelir eşitsizliği
  • disposable income — harcanabilir gelir
  • the cost of living — geçim masrafı
  • government spending — kamu harcaması
  • the unemployment rate — işsizlik oranı
  • narrow the gap between rich and poor — zengin-fakir uçurumunu daraltmak
  • raise living standards — yaşam standartlarını yükseltmek

Kural: kelimeyi tek başına değil, birlikte kullanıldığı fiil/sıfatla ezberle. IELTS lexical resource collocation'ı ölçer.

Para, servet ve ekonomi; IELTS'te hem Writing Task 2 hem de Speaking'de düzenli dönen bir temadır. Soru tiplerini önceden tanırsan, doğru collocation'ları da hazırda tutarsın.

Writing Task 2 tipik soru kalıpları:

  • Opinion (agree/disagree): Some people believe that the growing gap between the rich and the poor is the most serious problem facing society today. To what extent do you agree? — gelir eşitsizliği, servet dağılımı.
  • Discussion (both views): Some think governments should raise taxes to fund public services, while others believe taxes should be kept low. — vergi ve kamu harcaması.
  • Advantages/disadvantages: tüketim toplumunun (a consumer society) veya küreselleşmenin artı ve eksileri.
  • Problem/solution: yükselen geçim masrafının (the rising cost of living) nedenleri ve çözümleri.
  • Two-part / direct question: Why do many people find it hard to save money, and what can be done about it?

Speaking alanları:

  • Part 1: alışveriş alışkanlıkların, para biriktirme, bütçe yapma, para mı zaman mı.
  • Part 2 (cue card): Describe something expensive you would like to buy / a time you saved money for something.
  • Part 3: zenginlik ve mutluluk, devletin ekonomideki rolü, işsizlik, çevrimiçi alışveriş, nakitsiz toplum.

Bu temanın alt konuları (ve bu sayfada işlenen kelime grupları): ekonomik büyüme, gelir eşitsizliği ve yoksulluk, kişisel finans ve tüketim, devlet harcaması ve vergi, işsizlik ve iş gücü piyasası, ticaret ve para politikası.

Her alt konu için 3-4 collocation ezberle; sınavda hangi açıdan gelirse gelsin hazır olursun.

Aşağıdaki kalıplar gerçek, akademik İngilizcede sık geçen collocation'lardır. Her kart: İngilizce kalıp + Türkçe anlam + IELTS bağlamında örnek cümle + Türkçe nüans notu. Doğal eş-dizimi bozmadan olduğu gibi kullan.

1) Ekonomik büyüme ve refah (economic growth & prosperity)

economic growthekonomik büyüme
Bir ülkenin üretiminin/gelirinin zaman içinde artması. IELTS'te "büyüme" için en güvenli, en sık kalıp; rapid / steady / sustainable economic growth sıfatlarını alır.
Investing in infrastructure is one of the most reliable ways to stimulate economic growth.
Altyapıya yatırım yapmak ekonomik büyümeyi teşvik etmenin en güvenilir yollarından biridir.
gross domestic product (GDP)gayri safi yurtiçi hasıla
Bir ülkenin toplam ekonomik üretiminin ölçüsü. Kısaltmayı ilk kez açık yaz, sonra GDP kullan. Nüans: refahı ölçmede tek başına yetersizdir; bunu belirtmek fikir zenginliği katar.
A rising GDP does not necessarily mean that ordinary citizens are better off.
Yükselen bir GSYİH, sıradan vatandaşların daha iyi durumda olduğu anlamına gelmez.
boost / stimulate the economyekonomiyi canlandırmak
boost ve stimulate ekonomiyi hızlandıran eylemler için kullanılır. Nüans: stimulate daha resmî/akademik; ikisini dönüşümlü kullanarak tekrar cezasından kaçın.
Cutting interest rates is a common measure used to boost the economy during a slowdown.
Faiz oranlarını düşürmek, durgunluk döneminde ekonomiyi canlandırmak için sık kullanılan bir önlemdir.
a booming economyhızla büyüyen / patlama yapan ekonomi
booming güçlü ve hızlı büyümeyi anlatan sıfattır. Zıttı a sluggish / stagnant economy (durgun ekonomi). Nüans: abartılı olumlu tona sahiptir, dikkatli kullan.
In a booming economy, firms tend to hire more staff and raise wages.
Hızla büyüyen bir ekonomide firmalar daha çok personel alma ve ücretleri yükseltme eğilimindedir.
an economic downturn / recessionekonomik durgunluk / resesyon
Ekonominin küçüldüğü dönem. downturn daha yumuşak, recession teknik ve daha ağırdır. Fiil: slide into a recession (resesyona sürüklenmek).
During an economic downturn, unemployment usually rises sharply.
Ekonomik durgunluk döneminde işsizlik genellikle keskin biçimde artar.
sustainable growthsürdürülebilir büyüme
Çevreyi ve gelecek nesilleri tüketmeden sürdürülebilen büyüme. Nüans: "iyi" büyümeyi tarif ederken güçlü bir üst-düzey kalıp; çevre teması ile köprü kurar.
Governments increasingly prioritise sustainable growth over short-term profit.
Hükümetler giderek kısa vadeli kâr yerine sürdürülebilir büyümeye öncelik veriyor.
raise living standardsyaşam standartlarını yükseltmek
Büyümenin nihai amacını anlatan tam kalıp. Nüans: standard of living (tekil) genel seviye, living standards (çoğul) daha yaygın kullanılır; "increase the life standard" DEĞİL.
The ultimate goal of economic policy should be to raise living standards for all.
Ekonomi politikasının nihai hedefi herkesin yaşam standardını yükseltmek olmalıdır.
economic prosperityekonomik refah
Toplumun genel maddi refahı. Nüans: prosperity soyut ve olumlu bir isimdir; bring about / generate prosperity fiilleriyle birlikte gelir.
Free trade has, in many cases, generated widespread economic prosperity.
Serbest ticaret pek çok durumda yaygın bir ekonomik refah yaratmıştır.
While rapid economic growth can raise living standards, only sustainable growth ensures that future generations are not left worse off.
Hızlı ekonomik büyüme yaşam standartlarını yükseltebilse de, gelecek nesillerin daha kötü durumda kalmamasını yalnızca sürdürülebilir büyüme güvence altına alır.
Task 2 örnek cümlesi: iki collocation (economic growth + sustainable growth) bir While… only… yapısıyla karşıtlaştırılıyor.

2) Gelir eşitsizliği ve yoksulluk (income inequality & poverty)

income inequalitygelir eşitsizliği
Gelirin toplumda eşitsiz dağılması. IELTS'te bu temanın anahtar kalıbı. Nüans: inequality genelde sayılamaz; "an inequality" nadiren, genelde rising / growing income inequality.
Rising income inequality can fuel social tension and resentment.
Artan gelir eşitsizliği toplumsal gerilimi ve kırgınlığı körükleyebilir.
the gap between rich and poorzengin ile fakir arasındaki uçurum
Eşitsizliğin somut ifadesi. Fiiller: widen the gap (uçurumu büyütmek) / narrow / bridge the gap (daraltmak). Nüans: soruların birebir tekrarı olduğu için parafraz olarak çok kullanışlı.
Progressive taxation is one tool that can help narrow the gap between rich and poor.
Artan oranlı vergilendirme, zengin-fakir uçurumunu daraltmaya yardımcı olabilecek araçlardan biridir.
the poverty lineyoksulluk sınırı
Yoksul sayılmanın gelir eşiği. Kalıp: live below / above the poverty line. Nüans: soyut bir eşiktir, "the poverty border" DEĞİL.
Millions of families still live below the poverty line despite being in full-time work.
Milyonlarca aile tam zamanlı çalışmasına rağmen hâlâ yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
redistribute wealthserveti yeniden dağıtmak
Devletin vergi ve yardımlarla serveti daha eşit dağıtması. İsim hali: wealth redistribution. Nüans: wealth (birikmiş servet) ile income (akan gelir) farklıdır.
Some economists argue that the state should redistribute wealth through higher taxes on the affluent.
Bazı iktisatçılar, devletin varlıklı kesime daha yüksek vergiler yoluyla serveti yeniden dağıtması gerektiğini savunur.
a social safety netsosyal güvenlik ağı
Yoksulları koruyan devlet yardımları sistemi (işsizlik maaşı, sağlık vb.). Nüans: mecazi bir kalıptır ("ağ"), Türk öğrenci çoğu zaman aklına getirmez; kullanırsan öne çıkarsın.
A strong social safety net prevents the most vulnerable from falling into poverty.
Güçlü bir sosyal güvenlik ağı, en kırılgan kesimin yoksulluğa düşmesini önler.
disadvantaged / low-income householdsdezavantajlı / düşük gelirli haneler
Yoksul kesimi resmî ve nötr biçimde adlandırma. Nüans: "poor people" yerine bu kalıpları kullanmak daha akademik ve saygılı bir ton verir; household "ev halkı" demektir.
Rising energy prices hit low-income households the hardest.
Yükselen enerji fiyatları en çok düşük gelirli haneleri vurur.
economic disparityekonomik eşitsizlik / uçurum
income inequality için üst düzey bir eş anlamlı. Nüans: disparity "belirgin fark" demektir; tekrar cezasından kaçınmak için ideal ikinci kelime.
The economic disparity between urban and rural areas remains stark.
Kentsel ve kırsal alanlar arasındaki ekonomik uçurum hâlâ çok belirgindir.
Although economic growth has increased overall wealth, it has done little to narrow the gap between rich and poor; without a stronger social safety net, income inequality is likely to widen further.
Ekonomik büyüme toplam serveti artırmış olsa da, zengin ile fakir arasındaki uçurumu daraltma konusunda çok az işe yaramıştır; daha güçlü bir sosyal güvenlik ağı olmadan gelir eşitsizliğinin daha da büyümesi muhtemeldir.
Task 2 örnek cümlesi: üç collocation zinciri (economic growth → narrow the gap → social safety net / income inequality) tek bir argüman kurar.

3) Kişisel finans ve tüketim (personal finance & consumption)

disposable incomeharcanabilir gelir
Vergi ve zorunlu giderler sonrası elde kalan, serbestçe harcanabilen gelir. Nüans: sabit, teknik bir terimdir; "spendable income" DEĞİL. Fiil: higher disposable income.
As disposable income rises, households tend to spend more on leisure and travel.
Harcanabilir gelir arttıkça haneler eğlence ve seyahate daha çok harcama eğilimindedir.
the cost of livinggeçim masrafı / hayat pahalılığı
Temel ihtiyaçların (kira, gıda, enerji) toplam maliyeti. Kalıp: the rising cost of living, the cost-of-living crisis. Nüans: "life cost" DEĞİL, sabit kalıptır.
The soaring cost of living has forced many families to cut back on essentials.
Fırlayan geçim masrafı birçok aileyi temel ihtiyaçlarından kısmaya zorladı.
make ends meetgeçinmek / iki yakayı bir araya getirmek
Geliriyle giderlerini denkleştirmek. Nüans: sabit bir deyimdir, hep bu biçimde; genellikle olumsuz bağlamda (struggle to make ends meet) geçer.
On the minimum wage, many workers struggle to make ends meet.
Asgari ücretle birçok çalışan geçinmekte zorlanıyor.
save for a rainy daykara gün için para biriktirmek
Olası zor günler için birikim yapmak. Nüans: doğal bir deyim; Speaking'de çok işe yarar, Writing'de ölçülü kullan. "save money for the future" nötr alternatiftir.
Financial advisers often recommend putting aside a little each month to save for a rainy day.
Finans danışmanları çoğu zaman kara gün için her ay biraz kenara koymayı önerir.
get into debtborca girmek
Borçlanma durumuna düşmek. İlgili: be in debt (borçlu olmak), pay off debt (borcu kapatmak). Nüans: debt'te "b" okunmaz ama yazılır; "get in debt" yerine get into debt.
Students often get into debt to cover their tuition and living expenses.
Öğrenciler harç ve geçim giderlerini karşılamak için sık sık borca girer.
live beyond your meansgücünün ötesinde / harcını aşarak yaşamak
Kazandığından fazlasını harcamak. Zıttı: live within your means. Nüans: means burada "maddi imkânlar" demektir, hep çoğuldur.
Easy access to credit encourages people to live beyond their means.
Krediye kolay erişim, insanları gücünün ötesinde yaşamaya teşvik eder.
a consumer society / consumerismtüketim toplumu / tüketimcilik
Sürekli mal alımına dayalı toplum yapısı. Nüans: genelde eleştirel bir tonu vardır; a throwaway culture (kullan-at kültürü) ile birlikte kullanılabilir.
In a consumer society, people are constantly persuaded to buy things they do not really need.
Tüketim toplumunda insanlar sürekli olarak gerçekten ihtiyaç duymadıkları şeyleri almaya ikna edilir.
household spendinghane harcaması
Bir ev halkının toplam harcaması; özellikle Task 1 bar grafiklerinde ve Task 2'de geçer. Nüans: expenditure daha resmî eş anlamlısıdır (household expenditure).
A large share of household spending goes on housing and utilities.
Hane harcamalarının büyük bir kısmı konut ve faturalara gider.
When the cost of living rises faster than wages, families see their disposable income shrink and many are forced to live beyond their means simply to make ends meet.
Geçim masrafı ücretlerden hızlı arttığında aileler harcanabilir gelirlerinin küçüldüğünü görür ve birçoğu sırf geçinebilmek için gücünün ötesinde yaşamak zorunda kalır.
Task 2 örnek cümlesi: dört kalıp (cost of living, disposable income, live beyond your means, make ends meet) bir neden-sonuç zincirinde toplanıyor.

4) Devlet harcaması ve vergi (government spending & taxation)

government / public spendingkamu harcaması
Devletin hizmet ve altyapıya yaptığı harcama. Nüans: sayılamaz; "spendings" DEĞİL. Fiil: increase / cut public spending.
Higher government spending on healthcare can improve outcomes for the whole population.
Sağlığa yapılan daha yüksek kamu harcaması tüm nüfus için sonuçları iyileştirebilir.
taxation / raise taxesvergilendirme / vergileri artırmak
taxation resmî isim, raise / cut / impose taxes fiil kalıplarıdır. Nüans: "increase the taxes" yerine raise taxes daha doğaldır; progressive taxation = artan oranlı vergilendirme.
Governments often raise taxes on tobacco to discourage smoking.
Hükümetler sigara içmeyi caydırmak için sık sık tütün vergilerini yükseltir.
public serviceskamu hizmetleri
Devletin sağladığı sağlık, eğitim, ulaşım gibi hizmetler. Kalıp: fund / invest in public services. Nüans: çoğul kullanılır, geniş bir alanı kapsar.
Tax revenue is essential for funding public services such as hospitals and schools.
Vergi geliri, hastane ve okul gibi kamu hizmetlerinin finansmanı için gereklidir.
subsidise / a subsidysübvanse etmek / devlet desteği
Devletin bir sektörü ya da malı ucuzlatmak için maddi destek vermesi. Nüans: İngiliz yazımı subsidise, Amerikan subsidize; ikisi de kabul edilir, tek yazımda tutarlı ol.
Many governments subsidise renewable energy to cut carbon emissions.
Birçok hükümet karbon emisyonlarını azaltmak için yenilenebilir enerjiyi sübvanse eder.
allocate funds / a budgetfon / bütçe ayırmak
Kaynağı belli bir amaca ayırmak. Kalıp: allocate funds to / for. Nüans: a tight budget (kısıtlı bütçe), a budget deficit (bütçe açığı) gibi türevleri sık geçer.
If more funds were allocated to public transport, congestion would ease considerably.
Toplu taşımaya daha fazla fon ayrılsaydı, trafik sıkışıklığı belirgin biçimde azalırdı.
the public pursekamu bütçesi / devlet kesesi
Devletin parasını anlatan deyimsel kalıp. Nüans: a burden on the public purse (kamu bütçesine yük) çok kullanışlı bir kalıptır; "tax-funded" argümanlarında öne çıkarsın.
Providing free university education would place a heavy burden on the public purse.
Ücretsiz üniversite eğitimi sağlamak kamu bütçesine ağır bir yük bindirirdi.
tax revenuevergi geliri
Devletin vergilerden elde ettiği gelir. Nüans: revenue sayılamaz; "revenues" nadiren. Kalıp: generate / boost tax revenue.
A thriving business sector generates the tax revenue needed to fund welfare programmes.
Gelişen bir iş sektörü, refah programlarını finanse etmek için gereken vergi gelirini üretir.
impose tariffsgümrük vergisi / tarife koymak
İthal mallara vergi koymak. Nüans: tariff yalnızca dış ticaret vergisidir; iç vergi için tax. protectionism (korumacılık) temasıyla bağlantılıdır.
When a country imposes tariffs on imports, domestic prices often rise.
Bir ülke ithalata gümrük vergisi koyduğunda yurt içi fiyatlar çoğu zaman yükselir.
Although raising taxes is unpopular, the additional tax revenue allows the government to fund public services without placing an unsustainable burden on the public purse.
Vergileri artırmak sevilmese de, ek vergi geliri hükümetin kamu bütçesine sürdürülemez bir yük bindirmeden kamu hizmetlerini finanse etmesine olanak tanır.
Task 2 örnek cümlesi: dört kalıp (raise taxes, tax revenue, public services, the public purse) bir ödün-veren (concession) argümanda birleşiyor.

5) İşsizlik ve iş gücü piyasası (unemployment & the labour market)

the unemployment rateişsizlik oranı
İş arayıp bulamayanların oranı. Fiil: the unemployment rate rises / falls. Nüans: "the unemployment ratio" DEĞİL; "rate" doğru kelimedir.
The unemployment rate tends to climb during periods of recession.
İşsizlik oranı resesyon dönemlerinde yükselme eğilimindedir.
job securityiş güvencesi
İşini kaybetmeme güvencesi. Nüans: sayılamaz; "a job security" DEĞİL. Zıttı: job insecurity.
Permanent contracts offer far greater job security than temporary work.
Sürekli sözleşmeler geçici işe göre çok daha fazla iş güvencesi sunar.
the labour market / the workforceiş gücü piyasası / iş gücü
labour market iş arz-talebinin buluştuğu alan; workforce çalışanların tümü. Nüans: İngiliz yazımı labour, Amerikan labor; enter the labour market (iş gücüne katılmak).
Automation is rapidly reshaping the labour market in many developed countries.
Otomasyon birçok gelişmiş ülkede iş gücü piyasasını hızla yeniden şekillendiriyor.
create job opportunitiesistihdam / iş imkânı yaratmak
Yeni işler açmak. Eş anlamlı: generate employment. Nüans: "open jobs" yerine create jobs / job opportunities doğaldır.
Investment in green industries could create millions of new job opportunities.
Yeşil sektörlere yapılan yatırım milyonlarca yeni iş imkânı yaratabilir.
a minimum wageasgari ücret
Yasal en düşük ücret. Kalıp: raise / introduce the minimum wage. Nüans: a living wage (insanca yaşamaya yeten ücret) daha yüksek bir kavramdır, ikisini karıştırma.
Raising the minimum wage can lift low-paid workers out of poverty.
Asgari ücreti yükseltmek düşük ücretli çalışanları yoksulluktan çıkarabilir.
financial stabilityfinansal / mali istikrar
Bireyin ya da ekonominin maddi olarak sağlam durması. Nüans: hem kişisel (personal financial stability) hem makro (economic stability) bağlamda kullanılır.
A steady income gives people the financial stability to plan for the future.
Düzenli bir gelir, insanlara gelecek için plan yapabilecekleri finansal istikrarı verir.
lay off workers / redundancyişçi çıkarmak / işten çıkarılma
lay off ekonomik nedenle işten çıkarmaktır (suç nedeniyle değil, o fire / dismiss). be made redundant = işi lağvedildiği için çıkarılmak. Nüans: lay off ayrılabilir phrasal verb'dür.
When demand collapses, companies are often forced to lay off staff.
Talep çöktüğünde şirketler çoğu zaman personel çıkarmak zorunda kalır.
the gig economyesnek / geçici iş ekonomisi
Kısa süreli, sözleşmeli işlere dayalı ekonomi (kurye, uygulama sürücüsü vb.). Nüans: güncel ve modern bir kalıp; iş güvencesi tartışmalarında öne çıkarsın.
The gig economy offers flexibility but often lacks basic job security.
Esnek iş ekonomisi esneklik sunar ama çoğu zaman temel iş güvencesinden yoksundur.
Rather than simply raising the minimum wage, governments should also create job opportunities in stable industries, since lasting financial stability depends on secure employment rather than short-term gig work.
Hükümetler yalnızca asgari ücreti yükseltmek yerine istikrarlı sektörlerde iş imkânı da yaratmalıdır; çünkü kalıcı finansal istikrar, kısa vadeli esnek işlerden çok güvenli istihdama bağlıdır.
Task 2 örnek cümlesi: dört kalıp (minimum wage, create job opportunities, financial stability, gig work) Rather than… also… yapısıyla bağlanıyor.

6) Ticaret, iş dünyası ve para politikası (trade, business & money)

inflation / rising inflationenflasyon / artan enflasyon
Fiyatların genel yükselişi. Nüans: sayılamaz; "inflations" DEĞİL. Fiil: inflation soars / eases; curb inflation (enflasyonu dizginlemek).
Rising inflation erodes the value of people's savings.
Artan enflasyon insanların birikimlerinin değerini aşındırır.
interest ratesfaiz oranları
Borçlanma maliyeti. Kalıp: raise / cut interest rates. Nüans: genelde çoğuldur; merkez bankası politikası tartışmalarının çekirdeğidir.
Central banks often raise interest rates to bring inflation under control.
Merkez bankaları enflasyonu kontrol altına almak için sık sık faiz oranlarını yükseltir.
free tradeserbest ticaret
Ülkeler arası gümrüksüz/engelsiz ticaret. Zıttı: protectionism. Nüans: sayılamaz, "a free trade" DEĞİL; a free-trade agreement (tireli sıfat).
Supporters argue that free trade lowers prices and widens consumer choice.
Destekçiler serbest ticaretin fiyatları düşürdüğünü ve tüketici seçeneklerini genişlettiğini savunur.
multinational corporationsçok uluslu şirketler
Birçok ülkede faaliyet gösteren büyük şirketler (kısaca MNCs). Nüans: küreselleşme temasıyla iç içedir; corporation büyük, tüzel bir şirkettir, "company"den daha resmîdir.
Multinational corporations wield enormous influence over the global economy.
Çok uluslu şirketler küresel ekonomi üzerinde muazzam bir etkiye sahiptir.
economic globalisationekonomik küreselleşme
Ekonomilerin dünya çapında birbirine bağlanması. Nüans: İngiliz yazımı globalisation, Amerikan globalization. Hem fayda hem zarar argümanı için esnektir.
Economic globalisation has connected markets but also increased their vulnerability to shocks.
Ekonomik küreselleşme piyasaları birbirine bağladı ama onları şoklara karşı daha kırılgan da hâle getirdi.
entrepreneurship / start a businessgirişimcilik / iş kurmak
Yeni işletme kurma ve risk alma. Nüans: entrepreneur yazımı zordur, dikkatli yaz; "make a business" DEĞİL, start / set up a business.
Encouraging entrepreneurship can drive innovation and create jobs.
Girişimciliği teşvik etmek yeniliği tetikleyebilir ve iş yaratabilir.
a financial crisisfinansal / mali kriz
Ekonominin ciddi çöküş dönemi. Kalıp: trigger / cause a financial crisis. Nüans: crisis'in çoğulu crises (okunuşu farklı), dikkat et.
The 2008 financial crisis pushed millions of people out of work.
2008 finansal krizi milyonlarca insanı işsiz bıraktı.
purchasing powersatın alma gücü
Bir birim paranın alabildiği mal miktarı. Nüans: erode / boost purchasing power; enflasyon bağlamında çok işe yarar. "buying power" konuşma dilidir, akademikte purchasing power.
As prices climb, the purchasing power of a fixed salary steadily falls.
Fiyatlar yükseldikçe sabit bir maaşın satın alma gücü giderek düşer.
When rising inflation erodes purchasing power, central banks may raise interest rates, yet such measures can slow business investment and even trigger a wider financial crisis.
Artan enflasyon satın alma gücünü aşındırdığında merkez bankaları faiz oranlarını yükseltebilir; ancak bu tür önlemler iş yatırımını yavaşlatabilir, hatta daha geniş bir finansal krizi tetikleyebilir.
Task 2 örnek cümlesi: dört kalıp (rising inflation, purchasing power, interest rates, financial crisis) bir zincirleme sonuç argümanı kuruyor.

İpucu: Ekonomi kelimelerinin çoğu sayılamaz: money, wealth, income, revenue, inflation, unemployment, poverty, taxation. Bunlara "a/an" ya da "-s" ekleme. Sayı için "a piece / a level / a rate of" gibi ölçü kalıpları kullan.

Aşağıdaki model cümleler yukarıdaki collocation'ları örnek soruya (Some people believe that the growing gap between the rich and the poor is the most serious problem facing society today. To what extent do you agree?) ve komşu alt konulara bağlar. Kalıbı al, konunu yerleştir.

  • The widening gap between rich and poor is arguably the defining economic challenge of our era. — Zengin-fakir arasındaki büyüyen uçurum, kuşkusuz çağımızın en belirleyici ekonomik sorunudur.
  • Although economic growth has raised average living standards, its benefits have been distributed very unevenly. — Ekonomik büyüme ortalama yaşam standardını yükseltmiş olsa da faydaları çok eşitsiz dağılmıştır.
  • Progressive taxation allows the state to redistribute wealth and fund a stronger social safety net. — Artan oranlı vergilendirme devletin serveti yeniden dağıtmasına ve daha güçlü bir sosyal güvenlik ağını finanse etmesine olanak tanır.
  • When the cost of living outpaces wages, even full-time workers can struggle to make ends meet. — Geçim masrafı ücretleri geçtiğinde, tam zamanlı çalışanlar bile geçinmekte zorlanabilir.
  • Higher government spending on education and healthcare is one of the most effective ways to reduce inequality in the long run. — Eğitim ve sağlığa yapılan daha yüksek kamu harcaması, uzun vadede eşitsizliği azaltmanın en etkili yollarından biridir.
  • Critics argue that raising taxes on the wealthy discourages entrepreneurship and slows economic growth. — Eleştirmenler, varlıklıdan alınan vergileri artırmanın girişimciliği caydırdığını ve ekonomik büyümeyi yavaşlattığını öne sürer.
  • A rising minimum wage can lift low-income households above the poverty line without harming overall employment. — Yükselen bir asgari ücret, toplam istihdama zarar vermeden düşük gelirli haneleri yoksulluk sınırının üstüne çıkarabilir.
  • In a consumer society, easy credit tempts many people to live beyond their means and slide into debt. — Tüketim toplumunda kolay kredi, birçok insanı gücünün ötesinde yaşamaya ve borca sürüklenmeye ayartır.
  • Rather than relying solely on market forces, governments should invest in public services to guarantee a basic standard of living for all. — Yalnızca piyasa güçlerine güvenmek yerine hükümetler, herkes için temel bir yaşam standardını güvence altına almak için kamu hizmetlerine yatırım yapmalıdır.
  • While inequality may be an inevitable feature of a market economy, extreme disparities threaten social cohesion. — Eşitsizlik piyasa ekonomisinin kaçınılmaz bir özelliği olabilirse de, aşırı uçurumlar toplumsal uyumu tehdit eder.

Bir kalıbı ezberlerken "bağlaç + collocation" birlikte al: Rather than…, While… may… , … threaten… yapıları hem coherence hem grammar puanını yükseltir.

Speaking'de para ve alışverişle ilgili deyim ve phrasal verb'ler doğallık (fluency) ve lexical resource puanını yükseltir — ama zorlama değil, yerinde kullanılmalı.

Doğal ifadeAnlam
to be on a tight budgetkısıtlı bütçeyle idare etmek
to splash out (on)bir şeye bol para harcamak
to save up (for)bir şey için para biriktirmek
to be worth every pennyharcanan her kuruşa değmek
to cost a fortune / an arm and a legbir servet / çok pahalıya patlamak
to make a livinggeçimini sağlamak
to tighten your beltkemer sıkmak, harcamayı kısmak
to be a rip-offkazık olmak, fahiş pahalı olmak
to shop arounden iyi fiyatı bulmak için gezmek
to be good value for moneyparasının karşılığını vermek

Örnek yanıt cümleleri:

  • Part 1 (do you like shopping?): I'm usually on a tight budget, so I tend to shop around for the best deals rather than splashing out.
  • Part 2 (something expensive you bought): It cost an arm and a leg, but honestly it was worth every penny because I still use it every day.
  • Part 3 (is money the key to happiness?): Money definitely helps you make a living and feel secure, but beyond a certain point it doesn't really buy happiness.
  • Part 3 (how do people cope with rising prices?): A lot of families are having to tighten their belts and save up carefully just to cover the essentials.

Speaking'de bir cevapta 1-2 deyim yeter. Peş peşe deyim sıralamak yapay durur ve akıcılığı düşürür.

Aynı fikri sıradan kelimeyle söylemekle (Band 5) üst düzey collocation'la söylemek (Band 7-9) arasındaki fark, lexical resource notunu belirler. Aşağıda aynı anlam iki seviyede yeniden yazılmıştır.

Band 5 (sıradan)

  • rich people and poor people are very different
  • things are getting more expensive
  • the government gives money to services
  • many people don't have a job
  • he doesn't have enough money to live

Band 7-9 (üst düzey)

  • there is a widening gap between rich and poor
  • the cost of living is rising sharply
  • the government funds public services
  • the unemployment rate is high
  • he struggles to make ends meet

Sık geçen upgrade'ler:

SıradanBand 7-9
get more money (economy)boost economic growth
the difference between rich and poorincome inequality / economic disparity
money you can spenddisposable income
poor familieslow-income / disadvantaged households
the government spends moneyallocate funds to public services
prices go up a lotinflation soars / erodes purchasing power

Upgrade ederken doğallığı koru: "Büyük" kelime seçmek değil, doğru collocation'ı seçmek Band 9'dur. raise living standards doğru; rise the life level zorlama ve yanlıştır.

Türk öğrencilerin bu temada en çok yaptığı hatalar genelde birebir çeviriden, sayılabilirlik karışıklığından ve yanlış eş-dizimden kaynaklanır.

Yanlış collocation / doğrudan çeviri hataları:

  • win money (❌ para kazanmak anlamında) → çalışarak: earn money / make money (✔); win sadece piyango/bahis içindir
  • gain money (❌) → earn money ya da şirket için make a profit (✔)
  • the life is expensive (❌) → the cost of living is high (✔)
  • do a debt (❌) → get into debt / take on debt (✔)
  • open a business (❌) → start / set up a business (✔)
  • the incomes of the government (❌) → government revenue / tax revenue (✔)
  • the prices increase the inflation (❌) → inflation causes prices to rise / rising prices reflect inflation (✔)
  • rich-poor gap is opening (❌) → the gap between rich and poor is widening (✔)
  • give tax (❌) → pay tax / pay taxes (✔); devlet için levy / impose taxes

Sayılabilirlik tuzakları: money, wealth, income, revenue, inflation, unemployment, poverty, advice, equipment sayılamaz — "a money", "incomes", "unemployments", "informations" yanlıştır. Kullan: a sum of money, a source of income, a high level of unemployment.

Push öncesi kullanım kontrol listesi:

  1. Her anahtar isim için doğru fiili kullandın mı? (earn money, pay tax, raise living standards, create jobs)
  2. Sayılamayan ekonomi isimlerine "a/an" ya da çoğul "-s" eklemediğinden emin misin? (money, income, revenue, inflation)
  3. Aynı kelimeyi tekrar tekrar kullandın mı? Eş anlamlıyla değiştir (income inequality / economic disparity, boost / stimulate).
  4. Deyimleri yerinde ve az mı kullandın? (Writing'de deyim seyrek; Speaking'de 1-2 tane.)
  5. Collocation gerçek mi, yoksa Türkçeden mi çevirdin? Şüphedeysen sade ve doğru olanı seç.

Band 7 lexical resource "zor kelime" değil, "doğru ve doğal kelime" ister. Emin olmadığın bir kalıbı kullanmaktansa bildiğin doğru collocation'ı kullan.