Bu sayfadaki İngilizce kelime ve cümleler orijinal biçimiyle bırakılmıştır; açıklamalar Türkçedir.
AWL Sublist 5’in 60 baş sözcüğünü aile formları, IELTS örnek cümleleri ve eşdizimlerle öğrenin. Daha geniş bağlam için AWL genel bakış sayfasına, uygulamalı kullanım için model cevaplar bölümüne göz atın.
AWL (Academic Word List) Sublist 5, akademik İngilizcede en sık kullanılan 570 kelime ailesinin orta-yüksek frekanslı beşinci dilimidir. Bu dilimdeki academic, generate, sustain, perspective gibi kelimeler; IELTS Writing Task 2 argümanlarında, Task 1 grafik betimlemelerinde ve Speaking Part 3 soyut tartışmalarında sürekli karşınıza çıkar. Bu kelimeleri tanımak yetmez; doğru sözcük türüyle (fiil mi, isim mi, sıfat mı) ve doğru eşdizimlerle (collocation) kullanmak Band 7+ için belirleyicidir.
Neden bu kadar önemli? IELTS değerlendirmesinde Lexical Resource ölçütünün dörtte biri, "daha az yaygın (less common) ve daha kesin kelimeleri" isabetle kullanabilmenizle ilgilidir. big change yerine fundamental shift, go down yerine decline demek tam olarak bu farkı yaratır. Bu sayfada 60 baş sözcüğün ailelerini, IELTS bağlamındaki örnek cümlelerini, eşdizimlerini, sık hatalarını ve bir mini testi bulacaksınız.
Aşağıdaki tabloda Sublist 5’in 60 baş sözcüğü ve en işlevsel aile formları yer alıyor. IELTS’te en çok puan kaybı, kelimeyi bilip yanlış türde kullanmaktan gelir: *an analyse (yanlış) yerine an analysis gibi. Formları not alırken sözcük türünü mutlaka birlikte ezberleyin (kısaltmalar: f.=fiil, i.=isim, sf.=sıfat, zf.=zarf).
| Baş sözcük | Aile formları (sözcük türü) | Türkçe karşılık |
|---|---|---|
| academic | academic (sf.), academically (zf.), academia / academic (i.) | akademik; akademik olarak; akademisyen / akademi |
| adjust | adjust (f.), adjustment (i.), adjustable (sf.), adjusted (sf.) | ayarlamak, uyum sağlamak; ayarlama; ayarlanabilir; ayarlanmış |
| alter | alter (f.), alteration (i.), altered (sf.) | değiştirmek; değişiklik; değiştirilmiş |
| amend | amend (f.), amendment (i.), amended (sf.) | (metni/yasayı) değiştirmek, düzeltmek; değişiklik/tadilat; düzeltilmiş |
| aware | aware (sf.), awareness (i.), unaware (sf.) | farkında; farkındalık; habersiz |
| capacity | capacity (i.), capacities (çoğ.) | kapasite, kapsam, sığa |
| challenge | challenge (i./f.), challenging (sf.), challenger (i.) | zorluk; meydan okumak; zorlayıcı; rakip |
| clause | clause (i.), clauses (çoğ.) | yan cümle; (sözleşmede) madde/hüküm |
| compound | compound (i./f./sf.), compounded (sf.) | bileşik; birleştirmek, (sorunu) artırmak; bileşik nitelikli |
| conflict | conflict (i./f.), conflicting (sf.), conflicted (sf.) | çatışma; çatışmak; çelişen; kararsız |
| consult | consult (f.), consultation (i.), consultant (i.) | danışmak; danışma/görüşme; danışman |
| contact | contact (i./f.), contacted (sf.) | temas, iletişim; iletişime geçmek; ulaşılan |
| decline | decline (i./f.), declining (sf.), declined (sf.) | düşüş; azalmak, gerilemek; kibarca reddetmek; azalan |
| discrete | discrete (sf.), discretely (zf.), discreteness (i.) | ayrı, kesikli, birbirinden bağımsız; ayrı olarak; ayrıklık |
| draft | draft (i./f.), drafted (sf.), drafting (i.) | taslak; taslak hazırlamak; taslak yazımı |
| enable | enable (f.), enabled (sf.), enabling (sf.) | olanak/imkân sağlamak; etkinleştirilmiş; olanak tanıyan |
| energy | energy (i.), energetic (sf.), energies (çoğ.) | enerji; enerjik; enerjiler |
| enforce | enforce (f.), enforcement (i.), enforced (sf.) | yürürlüğe koymak, uygulatmak; uygulama/denetim; zorunlu kılınan |
| entity | entity (i.), entities (çoğ.) | varlık, birim, tüzel kişilik |
| equivalent | equivalent (sf./i.), equivalence (i.), equivalently (zf.) | eşdeğer; eşdeğerlik; eşdeğer biçimde |
| evolve | evolve (f.), evolution (i.), evolutionary (sf.), evolving (sf.) | evrilmek, gelişmek; evrim; evrimsel; gelişmekte olan |
| expand | expand (f.), expansion (i.), expansive (sf.), expanding (sf.) | genişlemek, büyümek; genişleme; kapsamlı; büyüyen |
| expose | expose (f.), exposure (i.), exposed (sf.) | maruz bırakmak, ifşa etmek; maruz kalma; açıkta/savunmasız |
| external | external (sf.), externally (zf.) | dış, harici; dıştan |
| facilitate | facilitate (f.), facilitation (i.), facilitator (i.) | kolaylaştırmak; kolaylaştırma; kolaylaştırıcı |
| fundamental | fundamental (sf.), fundamentally (zf.), fundamentals (i.) | temel, esas; temelden; temel ilkeler |
| generate | generate (f.), generation (i.), generator (i.) | üretmek, oluşturmak; üretim; jeneratör |
| generation | generation (i.), generational (sf.) | kuşak; (enerji vb.) üretim; kuşaklar arası |
| image | image (i.), imagery (i.) | imge, imaj, görüntü; imgelem/betimleme |
| liberal | liberal (sf./i.), liberalism (i.), liberalise (f.), liberally (zf.) | özgürlükçü, cömert; liberalizm; serbestleştirmek; cömertçe |
| licence | licence (i., BrE), license (f./i., AmE), licensed (sf.) | lisans, ruhsat (isim); ruhsat vermek (fiil); ruhsatlı |
| logic | logic (i.), logical (sf.), logically (zf.), illogical (sf.) | mantık; mantıklı; mantıken; mantıksız |
| margin | margin (i.), marginal (sf.), marginally (zf.) | kenar; pay/marj; marjinal, önemsiz; çok az |
| medical | medical (sf.), medically (zf.), medicine (i.) | tıbbi; tıbben; tıp/ilaç |
| mental | mental (sf.), mentally (zf.), mentality (i.) | zihinsel, ruhsal; zihnen; zihniyet |
| modify | modify (f.), modification (i.), modified (sf.) | değiştirmek, düzenlemek; değişiklik; değiştirilmiş |
| monitor | monitor (f./i.), monitoring (i.), monitored (sf.) | izlemek, gözlemlemek; izleme; izlenen |
| network | network (i./f.), networking (i.), networked (sf.) | ağ; ağ kurmak; ağ oluşturma; ağ bağlantılı |
| notion | notion (i.), notional (sf.) | kavram, fikir; varsayımsal/kuramsal |
| objective | objective (i./sf.), objectively (zf.), objectivity (i.) | hedef; nesnel; nesnel biçimde; nesnellik |
| orient | orient (f.), orientation (i.), oriented (sf.) | yönlendirmek, uyarlamak; yönelim/oryantasyon; -odaklı |
| perspective | perspective (i.), perspectives (çoğ.) | bakış açısı, perspektif |
| precise | precise (sf.), precisely (zf.), precision (i.) | kesin, tam; tam olarak; kesinlik/hassasiyet |
| prime | prime (sf./i.), primary (sf.), primarily (zf.) | başlıca, birincil; asal; öncelikle |
| psychology | psychology (i.), psychological (sf.), psychologist (i.) | psikoloji; psikolojik; psikolog |
| pursue | pursue (f.), pursuit (i.), pursued (sf.) | peşinden gitmek, sürdürmek; arayış/uğraş; izlenen |
| ratio | ratio (i.), ratios (çoğ.) | oran |
| reject | reject (f.), rejection (i.), rejected (sf.) | reddetmek; ret/reddedilme; reddedilmiş |
| revenue | revenue (i.), revenues (çoğ.) | gelir, hasılat |
| stable | stable (sf.), stability (i.), stabilise (f.), unstable (sf.) | istikrarlı, kararlı; istikrar; dengelemek; istikrarsız |
| style | style (i.), stylistic (sf.), stylised (sf.) | biçem, tarz; biçemsel; üsluplaştırılmış |
| substitute | substitute (f./i.), substitution (i.) | yerine koymak; ikame/yedek; ikame etme |
| sustain | sustain (f.), sustainable (sf.), sustainability (i.), sustained (sf.) | sürdürmek, ayakta tutmak; sürdürülebilir; sürdürülebilirlik; sürekli |
| symbol | symbol (i.), symbolic (sf.), symbolise (f.), symbolism (i.) | sembol; simgesel; simgelemek; simgecilik |
| target | target (i./f.), targeted (sf.), targeting (i.) | hedef; hedeflemek; hedeflenmiş; hedefleme |
| transit | transit (i./f.), transition (i.), transitional (sf.) | geçiş, taşıma; geçiş süreci; geçişe ait |
| trend | trend (i./f.), trending (sf.), trendy (sf.) | eğilim, trend; yükselişte olan; moda/gözde |
| version | version (i.), versions (çoğ.) | sürüm, versiyon, uyarlama |
| welfare | welfare (i.) | refah, esenlik; sosyal yardım |
| whereas | whereas (bağlaç) | oysa, hâlbuki, -iken (karşıtlık bağlacı) |
Aşağıdaki 10 cümle, Sublist 5 kelimelerini gerçek IELTS bağlamlarında (Writing Task 1 grafik dili, Task 2 argüman, Speaking Part 3) gösterir. İngilizce cümleyi yüksek sesle okuyup Türkçe karşılığıyla eşleştirin; kalın kelimelerin sözcük türüne dikkat edin.
The government was forced to amend the legislation after widespread public conflict over its impact on welfare spending.
Hükûmet, yasanın sosyal yardım harcamalarına etkisi üzerine yaygın çatışma sonrası yasada değişiklik yapmak zorunda kaldı.
Renewable sources now generate a substantial proportion of national energy, whereas coal has steadily declined.
Yenilenebilir kaynaklar artık ulusal enerjinin önemli bir bölümünü üretiyor; oysa kömür istikrarlı biçimde geriledi.
From an economic perspective, rising revenue does not automatically sustain long-term growth.
Ekonomik bir bakış açısından, artan gelir uzun vadeli büyümeyi kendiliğinden sürdürmez.
Universities should facilitate critical thinking rather than simply generate graduates who reproduce fixed notions.
Üniversiteler, yalnızca sabit kavramları tekrarlayan mezunlar üretmek yerine eleştirel düşünmeyi kolaylaştırmalıdır.
The chart shows a clear upward trend in urban populations, with the ratio of city to rural dwellers doubling.
Grafik, kent nüfuslarında belirgin bir yükseliş eğilimi gösteriyor; kentli-kırsal nüfus oranı ikiye katlanıyor.
Regular exercise can enable people to maintain both physical and mental health across every generation.
Düzenli egzersiz, insanların her kuşakta hem fiziksel hem zihinsel sağlığı korumasına olanak tanıyabilir.
Regulators must enforce data rules and monitor how large firms expose users to targeted advertising.
Düzenleyiciler veri kurallarını uygulatmalı ve büyük şirketlerin kullanıcıları hedefli reklama nasıl maruz bıraktığını izlemelidir.
Being aware of cultural differences helps travellers adjust quickly to an external environment.
Kültürel farklılıkların farkında olmak, gezginlerin yabancı (dış) bir ortama hızla uyum sağlamasına yardımcı olur.
A more precise definition of the key clause would modify how the entire contract is interpreted.
Anahtar maddenin daha kesin bir tanımı, sözleşmenin bütününün nasıl yorumlandığını değiştirirdi.
Governments increasingly pursue policies that expand access to medical care while keeping budgets stable.
Hükûmetler giderek, bütçeleri istikrarlı tutarken tıbbi bakıma erişimi genişleten politikalar izliyor.
Band 7+ yazılarının sırrı tek tek "zor kelimeler" değil, o kelimelerin doğru eşdizimlerle (yanına gelen doğal kelimelerle) kullanılmasıdır. *do a decline denmez; a sharp decline denir. Aşağıdaki tabloyu bir bütün olarak ezberleyin.
| Kelime | Güçlü eşdizimler (collocation) | Türkçe |
|---|---|---|
| sustain | sustain growth / sustain interest / sustainable development | büyümeyi sürdürmek / ilgiyi canlı tutmak / sürdürülebilir kalkınma |
| generate | generate income / generate electricity / generate debate | gelir üretmek / elektrik üretmek / tartışma yaratmak |
| pursue | pursue a career / pursue a goal / pursue a policy | kariyer izlemek / hedefe yönelmek / politika izlemek |
| decline | a sharp / gradual / steady decline | keskin / kademeli / istikrarlı düşüş |
| challenge | pose a challenge / meet a challenge / a major challenge | zorluk oluşturmak / zorluğun üstesinden gelmek / büyük zorluk |
| impact | have a fundamental impact / fundamental change | temel bir etki yaratmak / köklü değişiklik |
| target | meet a target / set a target / target audience | hedefe ulaşmak / hedef belirlemek / hedef kitle |
| perspective | from a broader perspective / a fresh perspective | daha geniş bir bakış açısından / yeni bir bakış açısı |
Aynı düşünceyi "günlük" ve "akademik" olarak yazmak arasındaki fark aşağıda net görülür. IELTS değerlendiricisi sağ sütundaki gibi cümleleri ödüllendirir.
Aşağıdaki cümlelerdeki boşlukları Sublist 5 kelimeleriyle (gerekirse doğru formu vererek) doldurun. Önce kendiniz çözün, sonra cevap anahtarını açın.